İslamı’ın vazifesi, yeryüzünde hükümranlık süren cahili düşünce sistemleriyle uzlaşmak, dünyanın dört bir yanında cari olan cahiliye pratiğine entegre olmak değildir.
Bugün insanlar hala yonttukları, diktikleri, gömdükleri ve meydana getirdikleri çeşitli putların önünde eğilmektedirler. Fakat bir olan ALLAH’a kulluk söz konusu olunca bu, mağlubiyet ve gariplik olarak algılanıyor. Öbür tarafta dünya her an yeni fitnelerle karşı karşıya. Arzu ve isteklere kulluk ediliyor...Rahipler, krallar, sultanlar, nüfuz ve servet sahipleri, liderler ve siyasi partiler, ALLAH’tan başka ilahlar olarak kabul ediliyorlar, önlerinde kurbanlar kesiliyor, meydanlara heykelleri dikiliyor!
Hangi inkılap ve hangi hareket bu dinin ‘Yeryüzü ne sultanların, ne krallarındır, o sadece ALLAH’ındır’ diye haykırmasıyla fikir ve aksiyon sahasında yarattığı tehlikeden daha büyük ve daha şiddetlidir.
“ Disraeli diyor ki, o gün cemiyet , medeniyetin rahatlık olduğuna inanıyordu. Ne var ki bugün, biz medeniyetin süratten ibaret olduğuna inanıyoruz. Sürat yeni neslin ilahıdır. Gençlik suküneti, rahatlığı selameti ve başkalarını sevmeyi, gözünü kırpmadan putuna kurban etmektedir.”