Hayat telaşı içerisinde kendine bir yol cizen, idealleri için çabalayan, vicdanlı ve merhametli öğrenciler yetiştirmeye önem veren, halen dünyada iyi insanların var olduğuna inanan bir garip öğretmenim ben.
Hayatım boyunca hep dışarıya; gökyüzüne, insanlara, şehirlere bakmayı seçtim. Ama en zor yolculuğun içime doğru olan yolculuk olduğunu geç anladım. Çünkü dışarıya baktığında gördüğün şeyler sana ait değildir; oysa içeriye baktığında bütün görüntüler sende saklıdır
İnsan acı çekerken neden bunları yaşıyorum diye durmadan sorgular. Ama insanın olgunlaşma süreci düz bir çizgiden oluşmuyor hiçbir zaman. Başımıza iyi ya da kötü şeyler gelebiliyor bu süreçte. Ben insanın pişme sürecini, çayın demlenmesine benzetirim hep; Sen bir susun; hep çaya ulaşmayı ve demlenmeyi arzuluyorsun. Bu süreçte yavaş yavaş pişmeye, kaynamaya ve demlenmeye başlıyorsun
. Dış alemde gördüklerimiz bizi hiç ailemizi keşfedilmedik mağaralarına götürmüyor, içimizin daha önce hiç bilmediğimiz sokaklarına bir ışık düşürmüyorsa, diş dünyada attigimiz adımlar içimizde yankılanmıyorsa gitmek neye yarar?