Sen birinin canını acıtırsan, kendi canını da acıtırsın. Birine yardım edersen, kendine de yardım edersin. Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir.
Kendimi bağışlamayı, yargılamamayı ama geçmişten ders almayı öğrenmem gerekiyordu. Bana kabul etmeyi, içten olmayı ve başkalarının da, aynını yapabilmesi için kendimi sevmeyi öğrettiler.
Sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak… İşte bu, sevdanın ilk adımı değil miydi?
O gün,o an, geri dönülmez bir şekilde, sevdanın çalkantılı sularına, bilinmez bir denize demir atmıştı, evet, teslim olmuştu, bu teslimiyet bir yenilgi değil, bilakis varoluşsal bir zorunluluk, derin bir kabullenişti.