bitirir: "Artık ayrılma vakti geldi çattı, ben ölmeye, sizler de yaşamlarınızı sürdürmeye gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğunu sadece tanrı bilebilir."
Tepe yapılanması cumhuriyetçi ama geri kalan tüm
alanlarda ultra-monarşik olacak bir anayasal düzen, bana daima kısa ömürlü bir canavar olarak görünmüştür. Yönetenlerin kusurları ve yönetilenlerin ahmaklıkları böyle bir yapıyı yıkıma sürüklemekte gecikmeyecektir. Ve hem temsilcilerinden hem de kendinden bezmiş olan halk da ya daha özgür kurumlar yaratacak ya da çok geçmeden tek bir efendinin önünde diz çökecektir.!
Dize Getirilmemiş İcşüdülerin Zayıflamış Adaptasyon Olarak Ortaya Çıkması
Kabalık ya da medeniyetsizliği şaşırtıcı derecede gösteren
insanlar vardır. Tırnaklarını yiyen, sürekli olarak burunlarını karıştıran, dize getirilmemiş bir yiyecek tutkusuyla kendilerini yemeklerin üstüne atan insanlar bu sınıfa dâhildir. Bireyin yemeğine aç bir kurt gibi yaklaştığını, açgözlülüğünü ifade ederken utanmadığını ve çekinmediğini gördüğümüz anda bu davranışların önemli olduğunu anlarız. Ne sesli yemek yerler! Kocaman lokmalar ağızlarının uçurumunda yok olur! Ne kadar hızlı yerler! Ne kadar fazla yerler! Ne kadar sık yerler! Hepimiz sürekli yemek yemeden mutlu olamayan insanlar görmemiş miyizdir?
Kabalığın başka bir göstergesi de pislik ve dağınıklıktır.
Burada bahsettiğimiz dağınıklık çok işi olan insanların gösterdiği resmiyet eksikliği ya da çok çalışmakta olan bir insanın dağınıklığı değildir. Bahsettiğimiz tür insanlar genelde çalış-maz, her türlü işe yarar işten uzak durur fakat yine de pislik ve dağınıklıktan uzaklaşamazlar. Bu insanlar pislik ve köhnelik arar gibi görünürler, bu karakteristik özellik olmadan onları hayal edemeyiz.
Duyguları değiştirmek ya da reddetmek mümkün değildir; duygular sadece duyulur, anlaşılır ve kabul edilir. "Bunu neden böyle duyuyorsun?" veya "Öyle hissetmemen, kızmaman gerekirdi" gibi müdahaleler anlamsızdır. Duygular sadece duyulur anlaşılabilir
.
Şimdiye dek hayatın anlamının sürekli değiştiğini ama hiç kaybolmadığını gösterdik. Logoterapiye göre hayatın anlamını üç farklı yolla keşfedebiliriz: (1) Bir üretimde bulunarak veya bir iş yaparak, (2) bir şeyi deneyimleyerek ya da biriyle temas ederek ve (3) kaçınılmaz olan ıstıraba karşı aldığımız tavırla. İlkinin bir kazanım ve edinim biçimi olduğu çok açıktır. İkinci ve üçüncünün biraz daha ayrıntılandırılması gerekir. Hayatta anlam bulmanın ikinci yolu iyilik, hakikat veya güzellik gibi bir şeyi, doğayı ve kültürü veya en önemlisi başka bir insanı biricikliğiyle deneyimlemek, onu sevmektir.