Gülcan Durak

Puan vermedi·624 syf.··
2022 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2022 15:42
Az önce küçük bir arşiv taraması yapmak durumunda kaldım; Kum Tefrikaları’nı okuduğum zamanı bulmam gerekti: 7 Ocak 2021, 04:51 Ağlayarak “elimde bir fark ediş ânı var ve ben bununla ne yapacağımı bilmiyorum” demişim. Kendi dünyamı bir yığın ayrıntıyla kuruyor ve o ayrıntıların uzanamadığım her parçasında ruhumun bir uzvunu kaybediyormuşum. Ben bunu yedi ocakta, saat sabah beşe gelirken anlamışım. Ama konumuz ne uzun zaman önce okuyup üzerine tek kelime edemediğim bir roman, ne de benim bitmek tükenmek bilmez ağlamalarım. Bütün bu ayrıntıları eteğine taş misali doldurmuş, kelime kelime üzerimize atan bir kadın; Gazale Alizade. “Kaos bir evde birdenbire ortaya çıkmaz; ahşap oymalar, nevresim kıvrımları, panjurlar ve perde pileleri arasında usulca birikerek, kapıdan esip gelen bir rüzgârla savrulmayı bekleyen tozlar gibi pusuda bekler.” İdrisîlerin Evi işte bu alametler ile başlıyor. Hükümranlığını kuracak bir karmaşaya karışacağımızı işaret ederek. Aşk Şehri’nde, yazarın kendi “evinde” ağırlanıyoruz altı yüz sayfa boyunca. Roland Barthes; kemiklerini ve kelimelerini sızlatmak istemezdim fakat burada evvela yazarın hayatına bakmamız gerekiyor. Çünkü Gazale, bizzat Marina’dan alıyor bayrağı. Yaşamak için yazdıkları kelimeler, çirkine karşı aynı başkaldırı, aynı geriye dönüşler, boylu boyunca serviler, aynı yalnızlıklar. Nihayetinde ipin iki ucu: Birisi Marina’nın boynunu öpmekte. Diğerinde Gazale’nin tütünü sönüyor işte. İşte o gece. Şair ve yazar bir annenin, zengin tüccar bir babanın tek çocuğu yazarımız. Merdiven demirlerinde oturup öyküler yazıyor, sümbüller arasına uzanıp gökyüzünden hikâye çalıyor. Gözlerini kapatırsa yalnız da değil üstelik; bakın hayali arkadaşı Hüseyin. “Kapa gözünü, duy sözümü” Kavganın serpildiği bir evde ruh kayıpları; ait olduğumuz yerde
İdrisîlerin EviGazale Alizade · Ketebe Yayınevi · 202299 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·88 syf.··
2022 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2022 08:52
“Cesedimi alırsın sadece, senin için yazdığım şiir beni yaşatacak.” Edebiyat dünyaya pay edilirken şüphesiz romancılık mürekkebi Rusların kumaşında dağılmış. Sokakta herhangi birini çevirip birkaç roman yazarı saymasını rica etseniz Dostoyevski’den kapıyı açması çok çok büyük ihtimal. Fikir; sokak röportajı. “En çok kaç roman yazarı sayabilirsiniz? Hadi şimdi de Allah’ın isimleri..” Buradan yürünecek yolun sonu beni hiç ilgilendirmiyor keza zaten ben şu an Rus romancılığı ile aynı rotada bile değilim. Anahtar kelimeler; Bolşevikler, şiir, Mandelştam, aldatmanınyervezamangözetmemesihakkındayoksunşerefmülahazaları, biyografi. Önce zamandan ve mekandan bahsetmek istiyorum keza bu savaş, esamesi kolay okunsa da yaşanması öyle olmuyor. Kelime, kağıtta ve hayatta aynı yeri tutmuyor. 1917, Rus Devrimi. Kabaca bakalım; Çarlık yıkılıyor, SSCB kuruluyor. Şubatta Geçici Hükümet olsa da Ekim Devrimi’ne geliyoruz; Bolşevik İhtilali ve Lenin’in başa geçmesi. Yirminci asır, büyük kıyımlara -inkar edemeyeceği bir şekilde- şahitlik ederken, bir yandan sanatı kucaklıyor. Burada yorum sahibi olarak araya gireceğim galiba çünkü öyle zannediyorum ki sanatın kötü bir kopyası olan bu hayat, elbette onunla ilerlemek zorunda. Anna Ahmatova, Boris Pasternak ve Osip Mandelştam. Üç büyük şair. Yirminci yüzyıl şiirinde başkahraman üç isim. Anna ve Boris için işler güzel gitse de biz ayağı taşa takılanın yanında bitiyoruz; Mandelştam. Zengin bir deri tüccarı baba ile piyanist bir annenin oğlu. Oldukça kültürlü bir ailede yetişmiş ve iyi eğitimler almış bir çocuk. Marina Tsvetayeva “devrim sadece kendi çocuklarına iyi davranır” demişti ve Mandelştam onu haksız çıkarmak için yaşamış gibi. Çünkü onun bütün sürülme, yasaklanma ve ölüme yollanma sebebi “başarılı bir şaire göre fazla bireysel şiirler
Edebiyat
Mandelştam’ın Son GünleriVenus Khoury-Ghata · Yapı Kredi Yayınları · 2020123 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2022 26. kitabı
Her seferinde yeniden hatırlamak mı yoksa bir kez aklında tutup sonsuza dek bırakmamak mı? “Ama üç ay sonra piyano eserlerinin çalındığı bir konsere katıldığında, konser sonunda onu alkışladıklarının farkına varmıyor. Bu tezahüratın yanında oturan İtalyan meslektaşı için olduğunu düşünüyor, çünkü nazikçe ona doğru dönüyor ve korkutucu biçimde boş bakışlar ve mekanik bir tebessümle bakıyor ona.” Joseph-Maurice Ravel. Fransız besteci ve piyanist.  20. yüzyıl müziğinin en etkili ve önemli bestecilerinden biri olan Stravinsky onun için “müziğin İsviçre çakısı” diyor onun için. Eserlerini küçük bloklar halinde yaratan ve onları lego gibi birleştiren,  Gabriel Fauré ile yıllarca çalışmış bu başarılı besteci çok az öğrenci yetiştirdi. Çeşitli ödüllerin kazananı olarak görülse de finale kalamadı. Başarısı çalkantılı, besteleri bengisular gibi. Yaşadığı dönemde ismi Claude Debussy ile birleşti. Empresyonist ressam Monet’in izlenimciliği onları o kadar etkiledi ki, empresyonizmin müzikteki öncüleri oldular. İşte şimdi Ravel’le birlikteyiz, Echenoz elimizden tutarak bu yolcuğa eşlik ediyor. Ravel, Echenoz ve okur artık sıkı bir arkadaş grubu. Amerika yolculuğu esnasında biz de oradayız : İşte cephede sağ kolunu bırakmış piyanist Paul Wittgenstein ile tanışıyoruz. “Sol El İçin Konçerto” pek de tatminkâr gelmiyor bu içine kapalı adama. 1928. Bolero. Hastalanmadan önce tamamlayabildiği son eseri. Çoğu orkestranın bu eseri çalmayı reddeceğini düşünerek yazsa da şimdi en önemli ve ünlü bestesi. Eserin sık tekrarları, artık hayatını ele geçiren hastalıkların gözle görünür, kulakla işitilir tarafları. Söz büyüdür, yeteneğini kaybetti. “Afazi” her geçen gün daha çok ilerledi. “You don’t know anything about your own music.” Toscanini, Bolero’yu on üç dakikada çaldığında, bu hızın
Edebiyat
RavelJean Echenoz · Ketebe Yayınları · 2022100 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2022 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2022 15:24
"Yitirecek hiçbir şeyi kalmamış olanlara mahsus baş eğişle baş eğdim. Acıyan yerlerimin daha az acıyacağına dair ümidimi tümden yitirdim. Kaçmadım artık yaralarımdan. Yanarak var olmayı kabullenmekle sönerek yok olmak arasında yapılacak seçimden ibaret bütün hikâye. Yitirdim zannedip de bulanlarla buldum zannedip yitirenler arasında nerede durduğumu artık merak etmedim. Beni suyun üzerinde tutan ellerden kesildi elim. Öylece gömüldüm derin karanlıklara. İndirdim savunağım olan tüm perdeleri. Sessizce yenilgiye evet dedim." İsimle Ateş Arasında, Nazan Bekiroğlu Sayfa 289 - Timaş Yayınları Biliyorum, önce Marina Tsvetayeva hakkında birkaç cümle kurmalıyım. Meselâ, yazmak uğruna çocuklarını ihmal eden bir anneydi. Meselâ, kaçak olan kocasına döndüğünde dahi sadık olamayan bir eşti. Meselâ, ülkesinin devrim şerbetinde olduğu bir zamanda kendisi bir hükümet destekçisiydi. Kötü bir kadındı, nihayetinde kendini astı. Ben görünen köyün bu denli korkutucu olmasını hâlâ aşamamış biriyim. Buradan duyulan müziğin ise bir baştan çıkarma ânına eşlik ettiğini düşünmeden geçemedim. İlk olarak, bir intihar dilimi düşüyor kitaptan payımıza. Ölümle aralıyoruz kapıyı. Yürüyeceğimiz yolun tekinsizliği, bizi ilk cümleden vuruyor. Burada Fransız şair ve yazar olan, aynı zamanda kitabın mimarı Vénus Khoury-Ghata için bir söz düşüyor satırlara. Bir şairin yitimini, onu kırk dokuz yaşında bir tabureye çıkaran o patikalı yolu en iyi başka bir şair anlatabilirdi zannediyorum. Keza görünen tüm buzlu camları kırıyor. Bir “kadını” anlatıyor bize. Ya da ona. Şairden şaire. Bir lahza bükümü içinde. Marina Tsvetayeva, aristokrat bir ailenin müzisyen olması beklenen dört çocuğundan biri. Güzel Sanatlar Fakültesi kurucusu profesör babası, piyanist annesi, parlak eğitimleri…Hayatın ışığını satırlara
Edebiyat
Marina Tsvetayeva ya da Alabuga’da ÖlmekVenus Khoury-Ghata · Yapı Kredi Yayınları · 2022140 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2022 25. kitabı
“Denizin hikayesi vardır. Çöller ise masal anlatır. Benim gençliğim o masalı aramakla geçti. Bana kalsa bulduğumu sonsuza değin unuturdum, ama aldığım alamadığım her nefeste kendisinden kaçtığım şeyi hatırlıyordum.” -Nazan Bekiroğlu, Kehribar Geçidi Bir kaçma, bir bulma, çokça kaybolma, nihayet yok olma. Denizin mavisini, çölün sarısını ve kaçtığı tüm zamanları kendine malzeme edinmiş; yokluk ve varlık kavramlarını sizden ve bizden biraz daha farklı yaşamış, sanattan başka bir hayata dahil olamamış. Vincent Willem Van Gogh. Yaşamla arasında sürtüşmeler olsa da ölüm ona istediğini verdi; kişisel bir sergi ,sanatçılarla dolu bir oda, sarı ışıklar. Vermesi gerekenin aldıklarından fazla olduğuna inanmıyordu. Kestiği kulağını bir hayat kadınına hediye ederken veya babası olmadığı bir çocuk için ağlarken. Van Gogh, teşhis edilememiş hastalıkları ve karmaşık ilişkileri ile şüphesiz sanat tarihinin en merak uyandıran isimlerinden biri. Van Gogh Gizemi, bizi diğer bilinmezlerin peşinde, bir günlük rehberliğinde yolculuğa çıkarıyor. Sokakta çevireceğimiz herhangi biri Yıldızlı Gece’yi tanıyabilir, Van Gogh’un ressam olduğunu bilebilir. Hattâ onun meşhur “kulak kesme” olayını bile hatırlayabilir. Genç yaştaki şaibeli ölümüne karşın, 2100 kadar eseriyle günümüze kadar başarılarıyla gelebilen sanatçı, orta halli bir ailenin “başarılı olamayan ve bu haliyle kabul edilmiş” bir çocuğu. Van Gogh için aile kavramını, en çok kardeşi Theo ile özdeşleştirebiliriz aslında. Ona yazdığı mektuplar sayesinde bugünkü bilgilerin çoğuna sahibiz. Fakat hâlâ büyük parçalı eksiklikler mevcut. İnsanlara kapalı olması, anlaşılmadığını düşünmesi, sanatı kaderi görmesi ve onu -belki de- takıntı hâlinde hayatının merkezine koyması, fiziksel ve zihinsel hastalıkları.. Onun ayağına takılan çok çalı var,
Van Gogh GizemiCostantino D'Orazio · Ketebe Yayınları · 050 okunma