Bolero'nun bestecisi Ravel'i benim gibi hiç merak etmeyenler için Jean Echenoz'un bu kitabı, okuduğum diğerleri gibi, trajik bir hayatın müthiş, akmaması imkânsız, çok iyi bir anlatımla kağıda dökülmüş hikâyesini anlatıyor bestecinin. Tabii ki Ravel de diğer kitaplardaki Echenoz karakterleri gibi, giden bir insan öncelikle, bir yolculuk var yine, ve aynen diğer karakterleri gibi, dün geceden beri aklımdan çıkmayan Victoire, 1914 kitabında sağ kolu bir top mermisinin oyunuyla kopan Anthimé, hayatı köprüleri gezerek, onları severek ve takip ederek geçen Gluck'ün yine bir köprü ayağına çarparak darmadağın olan köprü kirişleri, bağları gibi hayatı, yani kaderi yani o kozmik şaka, ama komik değil, yaşamak işte, yani kendini bırakıp, ölene dek çabalamak, işte burada da aynı şey söz konusu: yolculuk ederken, yaratırken, bestelerken, insanlarla soğuk takıntılı ilişkiler sürdürürken ve asla ama asla huzurla, rahat uyuyamazken Ravel, onu sonuna hazırlayan o kazadan sonra belleğini de kaybederken, ölene dek, ne kadar da trajik ve ne kadar da gerçek...Bir Echenot meselesi olarak mekânlar: diğer kitaplarımızda gemimiz, müzede heykeller, denizaltımız, köprülerimiz, tabutumuz olan fıçı biramız varken bu sefer kitabın en sonunda karşılaştığımız, bizi ağır ağır bırakan ve öldüren belleğimiz. Echenot karakterleri hissetmiyorlar, ama yaşamaya çalışıyorlar. Hayat da üzerlerinden geçiveriyor... üzerlerinden geçerken geriye kabuklar, izler, kırıntılar; top mermilerinin hatıraları, bellek parçaları, hatırlanamayan isimler kalıyor. Ölmek kalıyor.
Ravel'de yazarın anlatıcı oyunlarını ilerlettiğini söyleyebiliriz: ben, sen, biz, siz, o bakış açılarıyla oynayarak yazar bize başka yerlerden bakma deneyimini sunuyor, ama bunu neden yapıyor, bir farklılık mı, hoş olsun diye düşünülen bir yenilik