Adı:
Bir Yıl
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
52
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055819316
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Helikopter Yayınları
Daha dün gibi hatırlıyorum bu küçümen kitabı nereden aldığımı. Montparnasse garından trene binip Marsilya'ya gidiyordum. Büyülendim. Kısa bir sürede bitince, tüm iyi romanlarda sizi çarpan his, geldi çöktü üstüme: "Niye bitti ki?" Hakikaten, niye bitmişti ki? Ben, Echenoz'un yeni Fransız romanının en büyük üstatlarından biri olduğunu bu romanla anladım. Arkasından Ben Gidiyorum'u okudum. Aynı minvalde bir hikâyeydi. O da şahaneydi. İşin tuhaf tarafı, bu küçümen Bir Yıl da, Goncourt ödülü alan Ben Gidiyorum da, aslında, amaçsız, plansız, nedensiz bir kaçışın hikâyesi. Kahraman niye kendini yollara vurur, niye oradan oraya salınır, başına niye tüm bu anlamsız şeyler gelir, dünyaya niye böyle bakar ve daha da önemlisi, nasıl böyle büyük bir kayıtsızlıkla, büyük bir şefkatle bakar, sorup durdum kendime… Çözemedim. Çözdüğüm tek şey, bu romanların büyük bir okuma keyfi barındırdığı. Bu tecrübenin kaçırılacak bir tecrübe olmadığını düşünüyorum.
50 syf.
·3 günde·Puan vermedi
İlk defa telefondan inceleme yazıyorum:) Ancak kitabın 1k’da çok az incelemesi var, ben de birkaç satır eklemeden geçmek istemedim.

Gerçekten çok şaşırttı bu kitap beni. 50 sayfada böyle bir kurgu, böyle bir anlatım, güzel bir sürpriz son falan derken, beklentimin çok çok üzerinde bir okuma deneyimi oldu.

Kitap, genç bir kadın olan Victorie’nin bir yılını anlatıyor. Öyle bir yıl ki, asra bedel diyebiliriz. Victorie, bir sebepten kendini yollara vuruyor ve bu amaçsız seyahati bir yerden sonra onun yaşam biçimi haline dönüşüyor. Arka planda Fransa şehirleri, köyleri, yolları ve tren garları var. Adeta Fransa tur rehberi gibi bir hizmet de veriyor kitap:) Dedim ya, bütün bunları sadece 50 sayfada başarıyor Jean Echenoz ...

Tabii işin bu kısmı tamamen yetenekle alakalı bir konu... Böyle bir novella yazıp, okuyanın üzerinde sanki 200-250 sayfalık bir kitap etkisi hissettirmek gerçekten kolay bir şey değil. Bunu Zweig novellalarından biliyoruz pek çoğumuz ama Zweig zaten çok okunan, çok popüler bir yazar olduğu için ve onun bir kitabına başlamadan önce genelde kitap ve yazar hakkında pek çok bilgiye sahip olduğumuz için durumu daha normal karşılıyoruz.

Ancak bu ve benzeri keşif kitaplarında böyle etkileyici bir kurguya denk gelmek ayrı bir keyif veriyor... Bana telefondan bu satırları yazmaya iten şey de tam olarak buydu aslında... Kitabı daha fazla okurla paylaşıp yazara kendimce teşekkür etmek istedim:)

Keşif kitabı dedim ya, o zaman Helikopter Yayınları hakkında da birkaç cümle yazmazsam haksızlık etmiş olurum... Çünkü az bulunan (veya hiç bulunmayan), az bilinen, dünyanın farklı edebiyat ekollerinden farklı keşif kitapları arıyorsanız bu yayınevinin kitaplarına mutlaka göz atmanızı öneririm.

Sevgili Kübra A. bu yayınevinin pahalı olmasından yakındı geçenlerde haklı olarak. Evet haklı, çünkü gerçekten piyasanın bir iki tık üzerinde fiyatlar. Ancak, hem ince eleyip sık dokumaları, hem dediğim gibi kıyıya köşeye itilmiş kitapları oradan çıkarıp piyasaya sokmaları, hem de muhteşem baskı kalitesi dikkate alındığında ara sıra da olsa bir şans verilebilir diye düşünüyorum...

Son olarak tekrar kitaba dönersek, Victorie’nin arkasına bakmadan çıktığı yolculuk aslında pek çoğumuzun hayal ettiği bir yolculuk. Biraz ‘deli cesareti’ ve gözü karalık istiyor. Hayatın içindeki somut ve soyut engellerimiz çoğu zaman böyle bir şeyi hayal ederken bile durduruyor bizi. Tam bu noktada ünlü düşünürümüz Polat Alemdar’ın “Sonunu düşünen kahraman olamaz” sözü geliyor aklıma:) Victorie de sonunu düşünmeden çıkıyor bu yola... Sonunda kahraman falan olmuyor ama ‘bilinmezliğin hazzı’ dediğimiz şeyi bir yıl boyunca her gün yaşamanın ayrıcalığını tadıyor. Aslında bakarsanız bu da kimine göre gerçek bir ‘kahramanlık hikayesi’ değil midir?

Hepinize, hayatının bir döneminde amaçsız, herhangi bir sorumluluk almadan, dünya meselelerinden uzak, an’ın tadını çıkarabileceğiz uzun bir yolculuk dilerim:)

Keyifli okumalar...
52 syf.
"Kendimizi kaybetmezsek kaybolur gideriz."
Kendimiz dediğimiz nedir acaba? Kaybetmek nasıl olur? Bir hayata orta sayfasından başlar gibi okursak bir kitabı, dahil olabilir miyiz içine? Yolculuk hakimiyetini kim kazanır yolda, benlik mi yoksa gidilen yol mu? Dönüş mevcut mudur, o kadar yoldan sonra? Ya yol aynı yere varıyor ise...

Bir kitap okuduktan sonra bir imge belirir aklımda. Her sayfanın bir rengi olur, bazen canlanır bazen kararır. Ve bir çok soru biriktirir o renkler bana. Yazarın hayatına dair birkaç ipucu... İç dünyasının manzarasına bir göz atıveriririm. Bazen bir trene binerim o yazarla. Uzun bir yolculuğa çıkmışız gibi. Anlattıkları belirler mevsimi.

 Jean Echenoz idi bu kez bana eşlik eden. Bir kadından bahsediyordu. Giden. Hiçbir şey anlatmadı önce, sanki kadının hayatına orta yerinden başlamışız gibi. Yola çıkmış bir kadın. Gitmek eyleminin hareketini, oluşunu, işini bildiren ama nedenini bir bilinmezliğe kaptıran bir kadın. Hayatın her aşamada nasıl yaşanabileceğine dair bir çok öneri verdi sanki bana. İmkan dahiline sığan bir çok olasılık gördüm. Her halükarda yaşamaktan bahsetti sanki. Arıyor muydu bu kadın? Kaçıyor muydu? Yaşamıyordu aslında kadın. Yaşamı sınıyordu.

Gerçeklik ve illüzyon arasındaki gidiş geliş karmaşası, toplumdan soyutlanmasını getiriyordu peşisıra. Defalarca sordum kendime dinlerken "Hani çok istediğin başını alıp gitmek fikri var ya, onu bu şekilde göğüsleyebilir misin?" diye. Jean Echenoz saklıyordu hep bir şeyleri. Seziyordum ama bir türlü çözemiyordum. Anlattığı kahramanın bunca kayıtsızlığı ama bir yandan belirsiz arayışı merak içine sevk ediyordu beni. Bu hayali tren yolculuğunda, nerede ineceğini dahi bilmiyordum Echenoz'un. "Bir yıl," diyordu, "hayat süresi için kısa, içine konulabilecek gece ve gündüzler için ve hatta güneşin yükseldiği her an için ve güneşin batıp ayın çıktığı her saniye için çok uzun bir süre. Hayat içi doldurulmuş bir yıllardan ibaret değil mi?"
Evet hayat içi doldurulmuş saniyeler topluluğu idi. Nefesin akciğerlere girip çıktığı süre kadar kısa ama içine bir insan sığabilecek kadar uzundu hayat. Echenoz iniyordu trenden, aklıma takılan bir sürü soru bırakarak.

Bu kitabın bir hikayesi olmalıydı bende. Okuduğum vakitten beri bir şeyler karalayım diye uğraşıyorum, eninde sonunda buna varabildim. Ben hala o hayali tren yolculuğundayım ve Bir Yıl kitabı da önümde. Son sayfa beni tekrar oku diye haykırıyor. Evet bir gün tekrar okuyacağım, bu kez sonunu bilerek ama yaşananlara daha dikkat ederek.
Bence kim okursa okusun son sayfada bir müddet durup kalacak ve tekrar okumak isteyecek kitabı. 50 sayfaya sığmış bu hikaye, bu yolculuk gerçekten çok etkileyici idi.

 Bu kitabın ayrı bir değeri de hayatımın bir yılının daha gidişini kutlamak için canım dostumdan bir hediye oluşu. O dosta kucak dolusu sevgiler ve Jean Echenoz'a da bana eşliği için ayrıca teşekkürler.


Keyifli ve güzel okumalar dilerim herkese...
52 syf.
·1 günde·10/10
Victoire, Şubat ayının bir sabahı, önceki akşamdan hiç birşey anımsamadan uyandı ve Felix'in yanıbaşında ölmüş olduğunu görünce, valizini hazırladı, bankaya uğradı, ardından bir taksiye atlayıp Montparnasse Garı'na yollandı.

Burası, La Sibylle'ın Horacio ile gezdiği yerler değil mi? "Hava soğuktu, bütün kir pas kıyıya köşeye sinmişti, tertemizdi hava; kavşakları genişletecek, heykelleri felç edecek denli soğuktu". Oradan uzaklara, başka şehirlere, başka insanların parasız, çulsuz, ihanet ve hayatta kalma arzusu dolu yaşamlarına doğru devam etti Victoire, çünkü katil olduğunu düşüneceklerinden emindi, ama hatırlamıyordu da bir yandan, tek bildiği değişen mekânlar, değişen isimleri ve bir mekâna dönüşen insanlardı; yatağına giren ve ona dokunan, ya da parasını çalan, yoksullaşıp parasız kaldıkça, çirkinleştikçe, önce bisikleti kendisinden çalınınca ve sonra hırsızlığa alışıp o da çaldıkça ve çaldıkları kendisinden çalınırken Victoire, bir katil olmama arzusuyla kasabadan kasabaya ve şehirden şehire giderken, tanıdığı her insanda, her otostopta, her hırsızlıkta yeni bir mekân, bir kader çentiği ile biraz daha böyle kararmış ve hepsi birbirinden daha aşağı giden merdivenleri ağır ağır inerek Victorie, önceki Echenoz eserlerinden çok daha koyu, çok daha iyi, 1914'teki Anthime'nin sağ kolunu alıp götüren o top mermisinin sesini duyarak, ve havada yürüdüğü o yolu izleyerek, hayatının darmadağın oluşunun bütün seslerini, yani yıkılırken çıkan bütün o gürültünün, o tozun kirin dumanın arasında, edebiyatın kanı gibi akan bir kalemle yazılarak unutulmaz bir karaktere dönüşüyor; çünkü inanılmaz güzellikte bir üslûpla anlatıyor Echenoz Victoire'ı, onu anlatıyor ve kalemi muazzam bir kıvraklıkla döküyor kağıtlara, mekân mekân ve diğer bazı öykülerindeki gibi gidip duran ya da 1914'te olduğu gibi, gönderilen bu karakterler hayata ve kaderlerine itirazsız, ona bir isim veya lakap takmaksızın, usulca, itaatle, yine de karışıp kaybolup dağılıp giderek yaşıyorlar. Trajedileri trajik şeyler yaşadıklarını bilmemeleri, bir türlü anlamamaları, ya da bunu umursamamaları veya bunu kavrayamamaları belki de ama, başlarına gelen de bu, bir kozmik şaka gibi, ama kötü bir şaka ve gülünmesi lâzım ama bunu yaşayan bizleriz. Trajedimizle kendi içimize bükülürken kesik, yamru yumru dallar, kollar çıkaran bodur bir ağacız, komik olması istenmiş bir denizaltıyız, yıkılması beklenmeyen devasa bir köprünün ayağıyız. Ya da bizler bir savaşa hemen geri dönecek gözüyle gönderilmiş, kaderi parçalanmak, dağılmak olan, ya da koca bir top mermisinin sağ kolunu kopup götürdüğü ama bize selam verenlere hayalet elimizle selam veren bir askeriz.. Kozmik bir şaka olarak hayat ve kozmik bir şakacı olarak, Tanrı. Ya da sadece kozmik bir şaka. Şakalar.


Bu muazzam edebiyat eserini herkese öneriyorum. Mutlaka.

***

Federico Albanese - Carousel # 3

https://www.youtube.com/watch?v=w39Yuj4J8hY
52 syf.
·Beğendi·3/10
Okumak insana düşünme vad eder okumazsanız o düşünceye ulasamazsiniz .size tek anlatmam gereken bu kitap okunulucak bir kitap zor bir anlatisi var pisman olmaz sınız .
52 syf.
·Puan vermedi
Bir sabah uyandığında sevgilisini yatakta, yanı başında ölmüş olarak görüp, tüm sessizliği ve sakinliğiyle usul usul kaçan Victoire' ın, kendi özüne dönüş yolundaki kayboluşunun hikayesi.
"Bu yol sahilden uzak; plajı göremiyor ve üzülüyoruz. Ne iyi olurdu dalgaların doğuşunu ve yükselişini, her bir dalganın kendi versiyonunu, kendi dalga yorumunu sergileyişini izlesek, oluşumlarını, birbirini izleyişlerini, seslerini karşılaştırsak..."
Jean Echenoz
Sayfa 23 - Helikopter Yayınları, Çev: Mehmet Emin Özcan, İstanbul 2015.
Ama, nasılsa bir gün ölünmeyecek mi, şimdi olsun, karanlığın ortasında her şey berbat oldu zaten, yağmur, dikenler, soğuk, en iyisi umutsuz bir ameliyat öncesinde, anestezisti gülümsemeyle karşılar gibi, hemen şimdi yitirelim bilincimizi, olsun bitsin.
"Yedi vitesli çok güzel bir İngiliz bisikletiydi. Parıltılı ışıkları olan kırmızı reflektörleri vardı. Parlak zincir, boğa boynuzu gidon, olimpik kadran, tambur ve kelebek frenler. Ve katlanır pompa. Uzun yol için yapılmış büyük sele kalçalarınızı tam tutuyordu. Ve güneş parlıyordu."
Jean Echenoz
Sayfa 24 - Helikopter Yayınları, Çev: Mehmet Emin Özcan, İstanbul 2015.
"yatağı, perdelerini çıkardığı pencerenin karşısına koydu... Böylece Victoire gündüz yatağa yattığında pencereden sadece gökyüzünü görecekti; gökyüzü ortasından ikiye ayrılmış üst kısma yakın bir kolun bulunduğu, dörtgen pencereden, havanın durumuna göre beyaz, gri, mavi bir sayfa gibi görünecekti."
Jean Echenoz
Sayfa 12 - Helikopter Yayınları, Çev: Mehmet Emin Özcan, İstanbul 2015.
Şubat ayının bir sabahı, önceki akşamdan hiçbir şey anımsamayan ve Felix’in yatakta, yanıbaşında ölmüş olduğunu gören Victoire, valizini hazırladı, bankaya uğradı, ardından bir taksiye atlayıp Montparnasse Garı’na yollandı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Yıl
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
52
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055819316
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Helikopter Yayınları
Daha dün gibi hatırlıyorum bu küçümen kitabı nereden aldığımı. Montparnasse garından trene binip Marsilya'ya gidiyordum. Büyülendim. Kısa bir sürede bitince, tüm iyi romanlarda sizi çarpan his, geldi çöktü üstüme: "Niye bitti ki?" Hakikaten, niye bitmişti ki? Ben, Echenoz'un yeni Fransız romanının en büyük üstatlarından biri olduğunu bu romanla anladım. Arkasından Ben Gidiyorum'u okudum. Aynı minvalde bir hikâyeydi. O da şahaneydi. İşin tuhaf tarafı, bu küçümen Bir Yıl da, Goncourt ödülü alan Ben Gidiyorum da, aslında, amaçsız, plansız, nedensiz bir kaçışın hikâyesi. Kahraman niye kendini yollara vurur, niye oradan oraya salınır, başına niye tüm bu anlamsız şeyler gelir, dünyaya niye böyle bakar ve daha da önemlisi, nasıl böyle büyük bir kayıtsızlıkla, büyük bir şefkatle bakar, sorup durdum kendime… Çözemedim. Çözdüğüm tek şey, bu romanların büyük bir okuma keyfi barındırdığı. Bu tecrübenin kaçırılacak bir tecrübe olmadığını düşünüyorum.

Kitabı okuyanlar 47 okur

  • Dilem Murat
  • Serqo
  • ta
  • Betül Harurluoğlu
  • Pierre Rivière
  • Sena Mazlumoğlu
  • Muratkutlu
  • *ilge
  • Şadan Çağlar
  • Esra Duran

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.8 (2)
9
%0
8
%23.5 (4)
7
%29.4 (5)
6
%23.5 (4)
5
%5.9 (1)
4
%0
3
%5.9 (1)
2
%0
1
%0