Adı:
1914
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
67
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055819361
Kitabın türü:
Orijinal adı:
1914
Çeviri:
Mehmet Emin Özcan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Helikopter Yayınları
Fransızların Büyük Savaş dedikleri Birinci Dünya Savaşı'nı küçük bir romana sığdırmak kolay olmasa gerek. Ama iğne deliğinden Hindistan geçiren Echenoz var karşımızda. Dolayısıyla romanın tam bir Homeros destanına dönüşmesi işten bile değil. Öyle de olur, Anthime adlı roman kahramanı, türdeşlerinin bu tuhaf, müziksiz, bitmek bilmez savaş dansının tam ortasına düşer. Tek "kahramanlığı" sağ eline taktığı şövalye yüzüğüdür belki de. Bir şarapnel parçası sağ kolunu özenle kesip aldığında o da kalmaz geriye. Oysa kolunu hiç unutmayacaktır o. Zaman geçtikçe daha çok hisseder sağ kolunu, öyle ki avucunun içinin acıdığını söyleyip tedavi ettirmeye bile yeltenecektir. Anthime'in kahramanlığı hafızasındaki kaşıntıdır bir bakıma. İşte böyle, Anthime yavaşça epik bir kahramana, okur da efsanevi zamanlara ait bir destanın dinleyicisine dönüşecektir.
(Tanıtım Bülteninden)
İlk kez Jean Echenoz okudum ve anlatımını çok beğendim. Bu kısa roman çok iyi bir yazar olduğunu düşündürüyor bana Echenoz'un. Kitap incelemelerinden birisinde kitabın orijinal adının 14 olduğu yazıyor, çevirmenin kitabın adının 1914 olarak basılması için yayınevi ile gerginlik yaşadığını söylüyor.

Roman, birinci dünya savaşından bir kesit. Karakterlerimiz eserin sonuna dek neredeyse hiç bir diyalogla karşımıza çıkmıyor. Anlatıcımız ise kim olduğunu şaşırmamıza sebep olan şeyler söylüyor bize, "biz" derken kimi kastettiği veya o bizdeki hangi kişi olduğunu anlamayabiliyoruz çoğu kez. Anlatım, uzun ve akan, neredeyse bilinç akışı diyebileceğimiz bir üslup akışından oluşuyor, cümleler cümlelere bağlanıyor, çok durmamaya çalışıyoruz.

Kitabın ilk bölümlerinde savaşa giden fransızların, onları savaşa uğurlayan halkın naif bakışını da görüyoruz : birkaç hafta sonra herkes geri gelecek diye düşünüyor insanlar. Neredeyse hiç biri dönmüyor. Dönenler kör, topal, kopuklar. Savaş gerçekten başlayınca yaşadıkları gibi doğal bir şekilde ölüyorlar, öldürülüyorlar, yanlış anlamalara kurban gidiyor, kurşuna diziliyorlar. Eserin sonuna dek hiç bir yakınlık duymadan hikayesini okuduğumuz anthime'nin kaderini ise görevini layığıyla yerine getiren bir top mermisi belirliyor. Anthime de bütün ölüler ve yaşamaya çalışanlar gibi bir hatıraya dönüşüyor. Bu soğuk ama etkili eserin anlatımının içinde bir yerlerde Gusev de karşıma çıkar dye beklemedim değil, ama Gusev ancak ve ancak bir Çehov karakteri olabilirdi zaten. 14'te Gusev gibiler için anthime'nin koluna dokunan top mermisi ölümden başka ne olabilirdi?

Kitabın bana göre dikkat çekici yanlarından birisi hayvanların hayatı ve ölümünün, dünyadaki varlığının ve hiçliğinin ve kıymetleri olmamasının yine aynı kaderle ölmeye ve öldürülmeye gönderilen insanlarla karşı karşıya ve iç içe kalarak ima edilmesi oldu. Masumiyet söz konusu olduğunda onlar da mazlumlar ve öldürmeye geldiğinde onlar da öldürüyorlar, ama onların yaşamı da insanlar için bir lezzet, bir iş gücü, bir araç, bir merhamet vesilesinden başka birşey değil.

hepimiz bu hengamede doğru veya yanlış yaşayıp kendi nihayetimize doğru döne yuvarlana, yıkılarak ve ayağa kalkarak gideriz....sağ kolumuza doğru yol alan bir top mermisinin havada katettiği yola bakarak hayatımızın kıymetini anlamaya, kavramaya çalışırız.. Bize sorulmadan bırakıldığımız bu hayat meydanında kurşunlar, tüfek sesleri, bombalar arasında yaşamanın ne kadar güzel olduğunu kendi kendimize fısıldamaya uğraşırız...bütün kıyametin, savaşın, tozun toprağın ortasında, elimizde kitabımız, kelimeleri seçmeye çalışarak, okuyarak bir başkasının hayatını, bize doğru yürüyen top mermisinin kulağımıza bırakacağı sese hazırlanırız. Sonra ise...

1914 ya da gerçek adıyla 14, bize o zamanlar yaşamak ve ölmek böyleydi ve şimdi de böyle diyor. Yani değişen birşey olmadığını hem kitaptan hem haberlerden ve herşey tanık olduğumuz sosyal medyadan anlıyoruz. İnsan nüfusunun artışı dışında çok fazla değişen birşey yok gibi: kurşunlar, bombalar, askerler, ölenler, hayvanlar, kaderi taşıyan top mermileri... Herşey çoğalarak aynı şeyi sürdürüyor gibi. Bu devranın içerisinde debeleniyor, anlamaya çalışıyor, yıpranarak bitap düşüyor ve nihayetinde teslim oluyoruz... Edebiyat işte bu hengame içerisinde bir teselli bir süre için..

Herkese iyi okumalar
Fransız dili ve edebiyatı mezunu biri olarak şunu söyleyebilirim ki yakın dönem edebiyatçılarından Echenoz kadar kısa ve derin anlamlar taşıyan roman yazan yazar ne yazık ki yok. Yukarıda okuduğum bir kaç bir inceleme beni üzdü. Bizzat çevirisini yapan hocamın dersinde işlediğimiz ve son sınıf sınavına tabi tutulduğum kitaptır. Kitabın derinliğini Echenoz'un küçük bir oyunuyla anlatayım sizlere. Kitabın orjinal ismi "14" yani sol kısımda kalan "19" sayısı yok. (Mehmet Emin ÖZCAN da bu şekilde basılması için mücadele vermiş ama sonunda Helikopter yayıneviyle papaz olmuş.) Kitabın ana karakteri -bu kısım önbilgidir- savaş sırasında sağ kolunu kaybetmesi sonucu gazi olur ve memleketine yollanır. Yani hem kitabın ana karakterinin hem de isminin sağ kısmının olmadığını görürüz. Bunun gibi birçok metaforlarla dolu bu kitap. 19 sayısının olmayışının bir diğer sebebi ise kitabın verdiği son mesajda gizli... İnsanoğlu böyle aç gözlü olduğu süre boyunca 1914'te de 2014'te de 2114'te de savaşlar olacağıdır.
Film izler gibi bir okuma anıydı.An diyorum çünkü bir oturuşta bitiriyorsunuz kitabı.Kısa olması bir sebep ama yazarın dilinin sadeliği baş sebep kıtabın bir solukta bitmesine.Okurken savaş gözümde canlandı demek yalan söylemek olur, ancak bir savaş filmi canlanıyor diyebilirim.Savaşı bilmiyorum çünkü, sadece okudum ve dinledim.Ne kadar korkunç birşey olduğunu algılamam imkansız.Sanırım savaş insanı aptallaştırıyor, yaşamı en kötüsüde ölümü anlamsızlaştırıyor.Savaş bir felaket felaketlerin en büyüğü, Er Ryan'ı kurtarmaya gitmek bile bir felaket.Bu savaşlar hep bu kahramanlık öyküleri yüzünden çıkıyor zaten.
Not:yanlış anlaşılmasın kitapta bir kahramanlık öyküsü anlatılmıyor.Savaş hakkında son yazdıklarım Celine'den biraz farklılaştırılarak cut-uplanmıştır.
Echenoz'la "Bir Yıl" kitabıyla tanıştım. Bu okuduğum ikinci kitabı. 1914 1.Dünya Savaşını anlatan 67 sayfalık küçük bir roman. "Küçük" sadece sayfa sayısı için söylenebilir. Yavaş ve sakin başlayan roman, savaşın şiddetlendiği yerlere geldiğinde sizi yerden yere vuruyor. Bir cümle okuyup iki dakika sindirmeye çalışıyorsunuz. Dolambaçlı cümleler kurmadan son derece etkileyici anlatımı var. Savaşın korkunçluğunu büyüy büyük laflar söylemeden anlatıyor. Okunmasını şiddetle öneririm.
Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz. Kitabın arka kapağında abartılı kısa bir tanıtım yazısı var. İlk sayfalarda da çevirmenin özen göstermediği sinir bozucu cümleler var. Sanki ilk sayfalarda farklı birisi çevirmiş sonrasında farklı biri. Anthime adlı 23 yaşındaki karakterin birkaç arkadaşıyla birlikte seferberlik ilan edilmesiyle orduya katılması ve cephedeki bazı olaylar yüzeysel olarak değinilmiş ve devamında kolunu kaybetmesiyle birlikte tekrar yaşadığı yere dönüşü...
66 sayfada koca Birinci Dünya Savaş tarihi. Kan, vahşet, ölüm, parçalanan bedenler, kopan kollar, yere çakılan, babasız doğan çocuklar... Anlatım mesafeli, melodrama zerrece bulanmadan, olayla-olanla belirli bir uzaklığı sürekli gözeten, bu uzaklıktan sıkılan yazarın yer yer farklı "ben"lere bürünmesi. Arada "biz" diliyle yer değiştiren bir "ben" anlatımı. Duygu sömürüsü yok.
Bay Echenoz'u okurken, kalın mı kalın bir kitabın özetini okuyormuş gibi hissettim. Külliyatına baktığımda "minimalist" bir tarzı olduğunu söyleyebilirim, birçok kitabı 200 sayfanın altında. Anlatımın kısa ve öz olmasının yanı sıra birinci çoğul şahıs ağzından biraz da 'duygusuzca' olması, yazarın 'gazeteci' olduğu izlenimini yarattı bende. Bir kitapla değerlendirmek istemediğim için diğer kitaplarına da şans vereceğim ama bu kısa savaş öyküsünden çok tat aldığımı söyleyemem. Yine de yazarı tanımak adına okumanızı tavsiye ederim. =)
İlk defa Jean Echenoz okudum ve hayran kadım.
1914 'ü bir solukta okudum ,tamam çok kısa bir hikaye ama içeriği çok zengin .
Öncelikle birinci dünya savaşı ile ilgili çok fazla kitap okumadım ancak Tolstoy'un Sivastopol adlı kitabından çok etkilenmiştim.
Bu kitapta geçen hikayeyi bir kenara koyacak olursak .
Hangi devirde olursa olsun daha önce savaş yaşamamış ve savaşı sadece kahramanlık hikayeleri olarak düşünenlerin gerçeklerle karşılaştıklarında ne duruma düştüklerini bir kere daha anlıyorsunuz.
İlgimi çeken ilk kısım, Birinci dünya savaşında ilk defa kullanılmaya başlanan uçaklarda silah olmaması ancak kaçak olarak pilotların ve personelin silahlarını yanlarına alması .
İkinci olarak, savaş sırasında hayvanların durumu.... o kadar geniş bir yelpaze var ki büyükbaşlardan, bitlere kadar , ha.. bir de dünyada ilk defa yapılan kirpi yemeği söz konusu..
Askerden kaçmak için kendini yaralayanların idam ile cezalandırılması.
Kaçmak isteyenlerin idamı ve kaçmak isteyenlerin intaharı.
Arkada, Jandarma, yanımızda hayvanlar ( fareler, bitler ) önümüzde düşman...

Ve kitabın bence en ilginç kısmı kesilen bir uzvun hala hissetmesi. Aynı olayı yaşayan çok yakın bir tanıdığımdan bunu duymuştum..
Kesinlikle müthiş bir yazarla tanıştım.
İlk defa yüz yüze tanıştığım bir çevirmenin kitabını okudum.

Kitaptan çok tanışma hikayemiz ilginç;

Harika bir akşam yemeğiydi. Katılımcıların hepsi iki dirhem bir çekirdek giyinmişlerdi (ben dahil), altışar metrelik kolları ve tabanı olan büyük bir "U" masada oturuyorduk. Mehmet Emin Özcan masanın sol köşesinde, bense onun üç kişi sağında "U" masanın alt tabanının sol köşesine oldukça yakın bir konumdaydım.

Etrafta herkes en azından Fransız Dili ve Edebiyatı lisans eğitimini tamamlamış insanlardı. Kelli felli Profesörler sadece Profesör oluşları ile kalmayıp Fransa'nın Sorbonne gibi üst düzey üniversitelerinde aldıkları eğitim ve Fransız kültürü ile harmanlanmış olmalarının getirdiği ağır başlılık ve kraliyet ailelerine yaraşır bir resmiyet içerisinde sizle muhatap oluyorlardı. Bense temel bilimci olmanın getirdiği rahatlık ile hem bu tutumlarına imreniyor hem de bu tutumun hayatı aslında onlar için de zorlaştırdığını düşünüyordum. Tabi bunu dile getiremedim. Sadece zihnimin kıvrımlarında dolaşan bir düşünce oldu.

Hiç alışık olmadığım bir şekilde yemekler bir örnek giyinmiş insanlar tarafından servis ediliyordu, ne kadar çaktırmasam da yadırgıyordum bu durumu. Katılımcıların her birine içerisinde tarihin ileri gelen insanlarından alıntılar içeren bordo renkli kaliteli kağıda, gümüşi renkle yazılmış özlü sözler takdim edilmişti. Bu sözler kağıtlara pek tabi Fransızca yazılmıştı. Kağıtların konulduğu zarflar dahi göz kamaştırıcıydı. Yanı sıra kitap okurken kullanmanız için Ankara Üniversitesi amblemi ve ilgili işlemeler içeren bir kitap ayracı temin edilmişti katılımcılara. Bilimle uğraşan insanlara daha anlamlı bir hediye düşünülemezdi şüphesiz.


Yemek eşliğinde içtiğim alkolün de verdiği cesaret vasıtasıyla çok iyi olmayan Fransızca bilgim ile yazıyı okudum. Ve Mehmet Emin Özcan Fransızca eğitimi almamış olmama rağmen gayet iyi telaffuz ettiğimi söylediğinde gururum okşanmıştı.

Gerçi hala "Excusez-moi" , "avec moi" gibi kalıpları ve "il faut cultiver notre jardin" cümlesini öz güven ile telaffuz edemesem dahi bana Fransızca dilini bir miktar sevdiren kişidir.
67 sayfada savaş kavramı bu kadar enfes bu kadar canlı kanlı anlatılabilirdi. Muhteşem bir eser. Bir film tadında. kendisi küçük ama çok büyük bir roman. tereddütsüz 10 yıldız.
Bu kitap için yazı yazılmaya değer: https://karakugublog.wordpress.com/...vasin-kucuk-destani/
Her tür gaz, kör edici, deri dökücü, boğucu, öksürtücü ya da göz yaşartıcı gaz... Düşman bunları tüplerden ya da özel toplarla, küme küme ve rüzgârın yönüne doğru bol bol atıyordu.
Sesini bütün gücüyle kalınlaştırarak hepiniz eve geri döneceksiniz diye özellikle güvence verdi komutan Vayssière. Evet, hepimiz Vendèe'ye döneceğiz. Buna karşın önemli bir husus: eğer savaşta üç beş kişi ölürse, temizlik eksikliğindendir. Çünkü kurşun öldürmez, asıl pislik öldürür ve siz de önce onunla savaşmalısınız. Yani yıkanın, tıraş olun, taranın ve hiçbir şeyden korkmayın.
Jean Echenoz
Sayfa 18 - Helikopter Yayınevi
Kalın kitap ani bir sarsıntı sonucu Anthime farkına varmadan düştü, " Aures habet, et non audet " (Kulakları vardır ama duymazlar) başlığını taşıyan bölümlerden birinin sayfaları üzerine, karnının üstüne, yolun kenarında, ebedi yalnızlığın içinde buldu kendini.
Hatta açlık başa vurunca, kasap mesleğini keyifle icra eden Padioleau’nun teknik desteğiyle Arcenel ve Bossis’nin, canlı bir öküzün budundan ayaktayken parça koparıp sonra da onu öylece bıraktıkları bile olmuştu.
O gün sabahın erken saatlerinden itibaren çok sert bir bombardıman başladı. Düşman önce sadece büyük çaplı toplarla ateşe başladı, hatları derinlemesine hallaç pamuğuna çeviren, sağlam askerlerin ve yaralıların toprak altında kalmasına yol açan göçüklere neden olan 170 ve 245’lik toplardı bunlar. Toprak çığı altında kalanlar bir anda boğuluyorlardı.
Çarpmayla ölmüş olan iki pilotun yandığını ve oturdukları koltuklara bağlı çıtırdayan iskeletlere dönüştüklerini gördüler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
1914
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
67
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055819361
Kitabın türü:
Orijinal adı:
1914
Çeviri:
Mehmet Emin Özcan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Helikopter Yayınları
Fransızların Büyük Savaş dedikleri Birinci Dünya Savaşı'nı küçük bir romana sığdırmak kolay olmasa gerek. Ama iğne deliğinden Hindistan geçiren Echenoz var karşımızda. Dolayısıyla romanın tam bir Homeros destanına dönüşmesi işten bile değil. Öyle de olur, Anthime adlı roman kahramanı, türdeşlerinin bu tuhaf, müziksiz, bitmek bilmez savaş dansının tam ortasına düşer. Tek "kahramanlığı" sağ eline taktığı şövalye yüzüğüdür belki de. Bir şarapnel parçası sağ kolunu özenle kesip aldığında o da kalmaz geriye. Oysa kolunu hiç unutmayacaktır o. Zaman geçtikçe daha çok hisseder sağ kolunu, öyle ki avucunun içinin acıdığını söyleyip tedavi ettirmeye bile yeltenecektir. Anthime'in kahramanlığı hafızasındaki kaşıntıdır bir bakıma. İşte böyle, Anthime yavaşça epik bir kahramana, okur da efsanevi zamanlara ait bir destanın dinleyicisine dönüşecektir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 26 okur

  • serdar şahin
  • Yok satan Nihilist
  • Hüzünlü Palyaço
  • CEM AKDAG
  • meltem şen
  • Burak Kolazlı
  • Dosto'nun Müridi
  • Hasan Ayvenli
  • Serkan Mutlu
  • Rogojin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.3 (3)
9
%18.2 (2)
8
%27.3 (3)
7
%0
6
%18.2 (2)
5
%0
4
%0
3
%9.1 (1)
2
%0
1
%0