Fransız dili ve edebiyatı mezunu biri olarak şunu söyleyebilirim ki yakın dönem edebiyatçılarından Echenoz kadar kısa ve derin anlamlar taşıyan roman yazan yazar ne yazık ki yok. Yukarıda okuduğum bir kaç bir inceleme beni üzdü. Bizzat çevirisini yapan hocamın dersinde işlediğimiz ve son sınıf sınavına tabi tutulduğum kitaptır. Kitabın derinliğini Echenoz'un küçük bir oyunuyla anlatayım sizlere. Kitabın orjinal ismi "14" yani sol kısımda kalan "19" sayısı yok. (Mehmet Emin ÖZCAN da bu şekilde basılması için mücadele vermiş ama sonunda Helikopter yayıneviyle papaz olmuş.) Kitabın ana karakteri -bu kısım önbilgidir- savaş sırasında sağ kolunu kaybetmesi sonucu gazi olur ve memleketine yollanır. Yani hem kitabın ana karakterinin hem de isminin sağ kısmının olmadığını görürüz. Bunun gibi birçok metaforlarla dolu bu kitap. 19 sayısının olmayışının bir diğer sebebi ise kitabın verdiği son mesajda gizli... İnsanoğlu böyle aç gözlü olduğu süre boyunca 1914'te de 2014'te de 2114'te de savaşlar olacağıdır.
İlk kez Jean Echenoz okudum ve anlatımını çok beğendim. Bu kısa roman çok iyi bir yazar olduğunu düşündürüyor bana Echenoz'un. Kitap incelemelerinden birisinde kitabın orijinal adının 14 olduğu yazıyor, çevirmenin kitabın adının 1914 olarak basılması için yayınevi ile gerginlik yaşadığını söylüyor.
Roman, birinci dünya savaşından bir kesit. Karakterlerimiz eserin sonuna dek neredeyse hiç bir diyalogla karşımıza çıkmıyor. Anlatıcımız ise kim olduğunu şaşırmamıza sebep olan şeyler söylüyor bize, "biz" derken kimi kastettiği veya o bizdeki hangi kişi olduğunu anlamayabiliyoruz çoğu kez. Anlatım, uzun ve akan, neredeyse bilinç akışı diyebileceğimiz bir üslup akışından oluşuyor, cümleler cümlelere bağlanıyor, çok durmamaya çalışıyoruz.
Kitabın ilk bölümlerinde savaşa giden fransızların, onları savaşa uğurlayan halkın naif bakışını da görüyoruz : birkaç hafta sonra herkes geri gelecek diye düşünüyor insanlar. Neredeyse hiç biri dönmüyor. Dönenler kör, topal, kopuklar. Savaş gerçekten başlayınca yaşadıkları gibi doğal bir şekilde ölüyorlar, öldürülüyorlar, yanlış anlamalara kurban gidiyor, kurşuna diziliyorlar. Eserin sonuna dek hiç bir yakınlık duymadan hikayesini okuduğumuz anthime'nin kaderini ise görevini layığıyla yerine getiren bir top mermisi belirliyor. Anthime de bütün ölüler ve yaşamaya çalışanlar gibi bir hatıraya dönüşüyor. Bu soğuk ama etkili eserin anlatımının içinde bir yerlerde Gusev de karşıma çıkar dye beklemedim değil, ama Gusev ancak ve ancak bir Çehov karakteri olabilirdi zaten. 14'te Gusev gibiler için anthime'nin koluna dokunan top mermisi ölümden başka ne olabilirdi?
Kitabın bana göre dikkat çekici yanlarından birisi hayvanların hayatı ve ölümünün, dünyadaki varlığının ve hiçliğinin ve kıymetleri olmamasının yine aynı kaderle ölmeye ve öldürülmeye
İlk Jean Echenoz okumam, ama son olmayacak.
Roman bir çok açıdan ilgi çekici ve farklı. Sadece 67 sayfada 1. Dünya Savaşı’nı tüm çıplaklığı ile önümüze seriyor Echenoz; cephedeki günlük yaşamı, geride kalanları, yaşanan acıları, toplumsal hayata yansımaları ile. Bu kadar az sayfada bu derece etkili bir savaş atmosferi yaratmak gerçekten büyük başarı. Romanı bitirdiğinizde içinizde hala cephenin dehşetini hissediyor, acıların kabullenilmesinin ve hayata devam edilmesinin yarattığı burukluğu duyumsuyorsunuz.
Beni etkileyen ikinci yanı, yazım dili. Roman bilinç akışı tekniği ile yazılmış; ancak anlatıcımız hikayede sürekli yer değiştiriyor! Dış anlatıcı bize ortamı anlatırken birden askerlerin arasına karışıp onlardan biri oluveriyor, birkaç sayfa sonra baş kahramanımızın kimliğine bürünüyor, sonra tekrar dış anlatıcı kimliğine geçiveriyor. Kafa karıştırıcı gibi görünebilir, nitekim bu geçişleri ile vatanı Fransa’da da eleştiriler almış Echenoz. Ancak oldukça yaratıcı bir üslup bu aynı zamanda; sanki bir kameramanın peşinde geziyormuşsunuz ve vizörün ucundan savaşı izliyormuşsunuz atmosferi yaratıyor. Bir ressam, hatta bir yönetmen gibi sahneleri gözümüzün önünde canlandıran kıvrak bir üslup yaratmış bu sayede Echenoz.
Romanın çıkış hikayesi de ilginç. Echenoz, vefat eden kayınpederinin notları arasında bulduğu bir asker günlüğünün peşinden 1. Dünya Savaşı’nı araştırmaya başlamış ve savaşı anlatan bir çok eseri okuyup seyretmiş. Olayları kesin tarihsel tasvirleri ile aktarmak yerine, kendi deyimiyle “bu pis ve kokuşmuş opera”dan gönüllü olarak sapmaya karar vermiş. Cümleleri, bazen bir müzik eserindeki gibi, kesip, uzatıp bir tempo yakalamaya çalışmış.
Kitabın orijinal adı “14”, “1914” değil. Kereviz ın incelemesinden öğrendiğime göre çevirmen Mehmet Emin Özcan
Kitabın özgün adı 14…
Fransa’da ve Fransızca’dan İngilizce’ye çevrilirken de aynı adla yayımlanmış.
Birinci Dünya Savaşı’na tanıklık eden Anthime’in destansı hikayesinin,dönem şartlarıyla anlatısı...
#meltemce
14, namı diğer 1914 yine bir ufacık fıçıcık tadında ; yoğun ama detaylar üslubun fevkalbeşer haliyle...
Echenoz, Anthime adlı kahramanıyla bizleri bir zaman makinesine koyup savaşın göbeğine, seferberlik çanlarının çaldığı, sıçanlarla, fareler ve bitlerle sarılı siperlere götürüyor.
Üç hikayeyi kolkola ,asla bir kopukluğa müsaade etmeden anlatımı ,ustalık eseri.
Birinci hikaye ,Anthime’inki.
İkincisi geride kalan ve doğum yapmaya hazırlanan Blanche’a ait
sonuncusu da herkesi derinden etkileyen “Büyük Savaş”ın hikâyesi.
.
Sağ kolunu alan şarapnel onu savaş meydanından alır almasına ama cephe arkadaşlarının da aklına absürd bir method düşürür siperlerden uzaklaşmak adına ; “ Güzel bir yara “ gibi mesela…
.
Savaşın bittiği halde etkisinin bilfiil devam ettiğinin ironisini ise, kolu olmadığı halde kimi zaman hâlâ varmış gibi hareket eden ve kendine hayali bir kol yaratan kahramanın edimlerinin ayak izlerinde görüyoruz.
Velhasılı savaşın yıkıcı halinin, gidenlerin, dönemeyenlerin, dönüpte geride hiç bir şeyin aynı kalmadığına şahitlik edenlerin dillendirildiği edebiyat şöleni. Jean Echenoz1914
- Kitabın hikâyesini beğendim. İsminden de anlaşıldığı gibi savaş yıllarını konu ediniyor. Yazar, sıcağıyla soğuğuyla 5 yılı bulan Dünya savaşını 67 sayfaya sığdırmış. Kısa, öz ve doyurucu olması bir yana psikolojik dili tam bir ustalıkla kullanan yazarımız, empati duygularımı da harekete geçirdi. Öyle ki, savaşta kaybettiğim koluma hâlâ oradaymış gibi kur yaparken buldum kendimi. Çeviriyi zayıf bulduğum konusunu da hikâyenin hatırına affettim böylece...
Echenoz'la "Bir Yıl" kitabıyla tanıştım. Bu okuduğum ikinci kitabı. 1914 1.Dünya Savaşını anlatan 67 sayfalık küçük bir roman. "Küçük" sadece sayfa sayısı için söylenebilir. Yavaş ve sakin başlayan roman, savaşın şiddetlendiği yerlere geldiğinde sizi yerden yere vuruyor. Bir cümle okuyup iki dakika sindirmeye çalışıyorsunuz. Dolambaçlı cümleler kurmadan son derece etkileyici anlatımı var. Savaşın korkunçluğunu büyüy büyük laflar söylemeden anlatıyor. Okunmasını şiddetle öneririm.
Anthime adlı roman kahramanı, arkadaşları, 1.Dünya Savaşı'nın o kişiler, askerler üzerinde ki etkisini novella ile öyle bir anlatmış ki.... Ne desem az... Çok seviyorum böyle az ama öz cümlelerle duyguları ifade eden yazarları...... minimalist bir anlatımla çok şey anlatan bir yazar sanırım.... (Başka bir kitabını henüz okumadığımdan)
Gece kitap bitince " ne okudum ben şimdi?" Dedim... ( İyi anlamda )
Nasıl ya nasıl bu kadar az sayfada bu kadar çok duyguyu okudum dedim.... İçim üzüldü, şimdi ki zaman geldi aklıma....
Bir de romanda ki o naif aşk konusu, anne olmanın kahramanlığını içinde yaşamanın verdiği hem naiflik hem çaresizlik hissi... Hep bunları hissettim okurken... Bir de çevirmene çok teşekkürler, yazarın bizlere aktarmak istediği duyguyu çok güzel aktarmış...
Okumama vesile olan Aydın Bey'e selâmlar
#gulsahinkitapligi
Film izler gibi bir okuma anıydı.An diyorum çünkü bir oturuşta bitiriyorsunuz kitabı.Kısa olması bir sebep ama yazarın dilinin sadeliği baş sebep kıtabın bir solukta bitmesine.Okurken savaş gözümde canlandı demek yalan söylemek olur, ancak bir savaş filmi canlanıyor diyebilirim.Savaşı bilmiyorum çünkü, sadece okudum ve dinledim.Ne kadar korkunç birşey olduğunu algılamam imkansız.Sanırım savaş insanı aptallaştırıyor, yaşamı en kötüsüde ölümü anlamsızlaştırıyor.Savaş bir felaket felaketlerin en büyüğü, Er Ryan'ı kurtarmaya gitmek bile bir felaket.Bu savaşlar hep bu kahramanlık öyküleri yüzünden çıkıyor zaten.
Not:yanlış anlaşılmasın kitapta bir kahramanlık öyküsü anlatılmıyor.Savaş hakkında son yazdıklarım Celine'den biraz farklılaştırılarak cut-uplanmıştır.
Jean Echenoz'u yazar Kadir Daniş sayesinde okudum. Bu kitabı önermişti.
67 sayfalık bir romana bir savaş sığdırmak maharet olsa gerek. Anlatımı güzel, sade ve yalın bir dil kullanılmış. Kitap hacimli olsaymış da kendini okuturmuş ben öyle hissettim.
Kitap 1.dünya savaşı 1914'de başladığı için bu adı almış... Fransa'da geçen savaş yıllarını bir aşk hikayesiyle anlatan bir kitap.... geçmişe yolculuk yapıyorsunuz adeta.
Fransız yazar Jean Echenoz, 1947’de doğdu. Sosyoloji eğitimi gördü. Echenoz’un duru bir dil ve üslup haline getirdiği süssüz anlatımı, Fransız edebiyat çevreleri tarafından büyük ilgi ve takdir topladı. Fransa’da "Fransız edebiyatının son yıllarda yetiştirdiği en büyük ustalardan" sayılan Echenoz, 1983 yılında yazdığı "Cherokee" adlı romanıyla Médicis Ödülü’nü aldı. 1989’da yayımlanan "Lac" adlı eseriyle de Avrupa Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın Doğan Kitapçılık tarafından yayımlanan Türkçe’deki ilk romanı "Ben Gidiyorum", 1999 yılında Fransa’nın en saygın edebiyat ödülü olan Goncourt’u kazandı.
1999 Goncourt Ödülü (Ben Gidiyorum)
1989 Avrupa Edebiyat Ödülü (Lac)
1983 Médicis Ödülü (Cherokee)