7,9/10  (8 Oy) · 
20 okunma  · 
9 beğeni  · 
661 gösterim
Fransızların Büyük Savaş dedikleri Birinci Dünya Savaşı'nı küçük bir romana sığdırmak kolay olmasa gerek. Ama iğne deliğinden Hindistan geçiren Echenoz var karşımızda. Dolayısıyla romanın tam bir Homeros destanına dönüşmesi işten bile değil. Öyle de olur, Anthime adlı roman kahramanı, türdeşlerinin bu tuhaf, müziksiz, bitmek bilmez savaş dansının tam ortasına düşer. Tek "kahramanlığı" sağ eline taktığı şövalye yüzüğüdür belki de. Bir şarapnel parçası sağ kolunu özenle kesip aldığında o da kalmaz geriye. Oysa kolunu hiç unutmayacaktır o. Zaman geçtikçe daha çok hisseder sağ kolunu, öyle ki avucunun içinin acıdığını söyleyip tedavi ettirmeye bile yeltenecektir. Anthime'in kahramanlığı hafızasındaki kaşıntıdır bir bakıma. İşte böyle, Anthime yavaşça epik bir kahramana, okur da efsanevi zamanlara ait bir destanın dinleyicisine dönüşecektir.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2015
  • Sayfa Sayısı:
    67
  • ISBN:
    9786055819361
  • Orijinal Adı:
    1914
  • Çeviri:
    Mehmet Emin Özcan
  • Yayınevi:
    Helikopter Yayınları
  • Kitabın Türü:
Cem 
 17 Mar 19:46 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · Puan vermedi

İlk kez Jean Echenoz okudum ve anlatımını çok beğendim. Bu kısa roman çok iyi bir yazar olduğunu düşündürüyor bana Echenoz'un. Kitap incelemelerinden birisinde kitabın orijinal adının 14 olduğu yazıyor, çevirmenin kitabın adının 1914 olarak basılması için yayınevi ile gerginlik yaşadığını söylüyor.

Roman, birinci dünya savaşından bir kesit. Karakterlerimiz eserin sonuna dek neredeyse hiç bir diyalogla karşımıza çıkmıyor. Anlatıcımız ise kim olduğunu şaşırmamıza sebep olan şeyler söylüyor bize, "biz" derken kimi kastettiği veya o bizdeki hangi kişi olduğunu anlamayabiliyoruz çoğu kez. Anlatım, uzun ve akan, neredeyse bilinç akışı diyebileceğimiz bir üslup akışından oluşuyor, cümleler cümlelere bağlanıyor, çok durmamaya çalışıyoruz.

Kitabın ilk bölümlerinde savaşa giden fransızların, onları savaşa uğurlayan halkın naif bakışını da görüyoruz : birkaç hafta sonra herkes geri gelecek diye düşünüyor insanlar. Neredeyse hiç biri dönmüyor. Dönenler kör, topal, kopuklar. Savaş gerçekten başlayınca yaşadıkları gibi doğal bir şekilde ölüyorlar, öldürülüyorlar, yanlış anlamalara kurban gidiyor, kurşuna diziliyorlar. Eserin sonuna dek hiç bir yakınlık duymadan hikayesini okuduğumuz anthime'nin kaderini ise görevini layığıyla yerine getiren bir top mermisi belirliyor. Anthime de bütün ölüler ve yaşamaya çalışanlar gibi bir hatıraya dönüşüyor. Bu soğuk ama etkili eserin anlatımının içinde bir yerlerde Gusev de karşıma çıkar dye beklemedim değil, ama Gusev ancak ve ancak bir Çehov karakteri olabilirdi zaten. 14'te Gusev gibiler için anthime'nin koluna dokunan top mermisi ölümden başka ne olabilirdi?

Kitabın bana göre dikkat çekici yanlarından birisi hayvanların hayatı ve ölümünün, dünyadaki varlığının ve hiçliğinin ve kıymetleri olmamasının yine aynı kaderle ölmeye ve öldürülmeye gönderilen insanlarla karşı karşıya ve iç içe kalarak ima edilmesi oldu. Masumiyet söz konusu olduğunda onlar da mazlumlar ve öldürmeye geldiğinde onlar da öldürüyorlar, ama onların yaşamı da insanlar için bir lezzet, bir iş gücü, bir araç, bir merhamet vesilesinden başka birşey değil.

hepimiz bu hengamede doğru veya yanlış yaşayıp kendi nihayetimize doğru döne yuvarlana, yıkılarak ve ayağa kalkarak gideriz....sağ kolumuza doğru yol alan bir top mermisinin havada katettiği yola bakarak hayatımızın kıymetini anlamaya, kavramaya çalışırız.. Bize sorulmadan bırakıldığımız bu hayat meydanında kurşunlar, tüfek sesleri, bombalar arasında yaşamanın ne kadar güzel olduğunu kendi kendimize fısıldamaya uğraşırız...bütün kıyametin, savaşın, tozun toprağın ortasında, elimizde kitabımız, kelimeleri seçmeye çalışarak, okuyarak bir başkasının hayatını, bize doğru yürüyen top mermisinin kulağımıza bırakacağı sese hazırlanırız. Sonra ise...

1914 ya da gerçek adıyla 14, bize o zamanlar yaşamak ve ölmek böyleydi ve şimdi de böyle diyor. Yani değişen birşey olmadığını hem kitaptan hem haberlerden ve herşey tanık olduğumuz sosyal medyadan anlıyoruz. İnsan nüfusunun artışı dışında çok fazla değişen birşey yok gibi: kurşunlar, bombalar, askerler, ölenler, hayvanlar, kaderi taşıyan top mermileri... Herşey çoğalarak aynı şeyi sürdürüyor gibi. Bu devranın içerisinde debeleniyor, anlamaya çalışıyor, yıpranarak bitap düşüyor ve nihayetinde teslim oluyoruz... Edebiyat işte bu hengame içerisinde bir teselli bir süre için..

Herkese iyi okumalar