1940-1947 yılları arasında Nazi Almanyası. Irkçılığın, savaşın, propagandanın zirvede olduğu dönem. İngiltere ve Almanya arasındaki savaşta müzik ne kadar etkili olabilir? Bir İngiliz milliyetçisi nasıl olur da Almanya ile iş birliği yapar? Hayatta kalmak için ne kadar ileri gidilebilir? Kitabı okurken insanın zihninden bu sorular ister istemez geçiyor.
William Joyce, Almanya’da bilinen lakabıyla Lord Haw-Haw “Germany Calling” adlı bir radyo programının İngiliz sesidir. İngiliz sesi gibi görünüyor desek daha mantıklı. İngiliz medyasında Almanya yanlısı haberlerle ve aralarda duyulan caz orkestrasının sesiyle ilerleyen bir program sunucusu kendisi. Caz orkestrasının ismiyse “Charlie and His Orchestra”. Başta sadece caz müziğini herkese dinletmek isteyen bir oluşum gibi gözükse de aslında onlar bir propaganda orkestrası. Sanatçılarıysa ırkları ve yönelimleriyle Nazi Almanyasının savaş açtığı taraftan kişiler. Bu orkestra olmazsa savaşa katılıp en önde ölüme yürüyecekler. Bir seçim yaptılar ve yaşamı ve müziği seçtiler. Peki propanga orkestrası bu şekilde daha ne kadar ilerleyebilecek? Almanya bu savaşı kazanabilecek mi? İkinci dünya savaşına farklı açılardan bakmamızı sağlayan yazar, trajik ve sarsıcı bir sonla bitiriyor kitabı.
Romanın en güzel tarafı, ismi geçen otel, restoran, telefon numaraları, gibi tüm ayrıntıların doğru kaynaklara dayandırılıyor olması.
“Ben İstanbul sokaklarında, askeri marşların davul ritimleriyle büyüdüm, ritimler bana annemin sütü gibi işlemiştir.