Anadolu'da köyde yaşayanların, kasabada yaşayanlardan kat kat daha uygar, daha az tutucu olduğunu anlamış oldum böylece. Yalnız Kırkağaç'ta değil, bütün ülkede bu böyleydi. Paradoksal görünen bu durumu, küçük burjuva zihniyetinin, köylerden çok kasabalarda egemen olmasıyla açıklayabiliriz belki.
Ne var ki çoğunun, tatillerini geçirdikleri yerlerin güzelliğini gerçekten kavrayabildiği konusunda kuşkularım var. Çünkü bizlerin başlıca iki kusurundan biri yaşama sevincinden yoksun olmamızsa, ikincisi de doğa sevgisinden yoksun olmamızdır bence. Çoğumuz, küçük mutluluklara sıkı sıkı kapatırız benliğimizin kapılarını. Neşeli insanları sulu sayarız. Dertlenecek bir neden bulunmayınca bile, hep dertliyizdir genellikle. Doğanın güzelliğini görmeye de pek meraklı değilizdir. Boğaziçi'nde piknik yapmaya gidince, Kandilli tepelerine doğru biraz tırmanıp, dünyanın en görkemli manzaralardan birini seyretmeyiz. Küçüksu çayırının çukurunda kalır, öteki piknikçileri seyrederiz. İstanbul'un deniz kıyısında gezmeye gidince, denize kıçımızı çevirir, yoldan geçen araba ve yayalara bakarız.
Bodrum yerlilerinin birçoğu, mandalina bahçelerini ya da topraklarını satarak zenginleştiler. Dolayısıyla güzel huyları da değişti. Çoğu sâdece para lâfı ediyor artık.