Gerçeklik namına elinde kalmış şuncacık şeyin en büyük kısmını oluşturan işini, varoluşunun gerçek anlamda sahip olmayı sürdürdüğü bu yegâne öğesini böylece gerçekdışı saflarına süpürmekle, sağlığını kaybetmiş bir aklın karşı karşıya bulunduğu tehlikenin tıpatıp aynısına maruz kaldığının farkındaydı: Özgür irade duygusunun yitirilişiydi bu tehlike. Olanı inkâr ettikçe, olmayanın pençesine düşerdi insan, boşluğu doldurmak için hep birden üşüşen zorlantıların, fantazilerin ve dehşetlerin pençesine düşerdi - bunu biliyordu. Ama boşluk oradaydı. Bu hayat gerçeklikten yoksundu; yaratmaya hacet olmayan yerde yaratan rüyanın kumaşı epriyip gitmiş, delik deşik bir şeye dönüşmüştü. Eğer var olmak buyduysa, o boşluk belki çok daha yeğdi. Bu canavarlara ve aklın ötesindeki kaçınılmazlara boyun eğecekti.