“Bir dönemde insanlık felaketlere uğruyor, mutluluğunu yitiriyordu; sonra bütün gücüyle çalışıp çabalamaya koyuluyor, iyi günlere kavuşmak için türlü cefalara katlanıyordu. Nihayet tarihin bir döneminde insanlık rahata kavuşacak gibi oluyor; artık tarihin kendisi de rahat edecek, diyorsunuz. Nerede? Tekrar işler bozuluyor; her şeyin altı üstüne geliyor; insanoğlu yeniden çalışıp çabalamaya başlıyordu… Güzel günler bir türlü sürmüyor; hayat değişiyor, her şey durmadan bitip yeniden başlıyordu.”
“Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı da unutmayın. Sizin için insan diye bir şey yok mu ? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir, sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen bir adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın.
-“Toplumdan kovmalı ha? Bu bozulmuş çamurda yüksek bir prensip olduğunu, bu düşmüş insanın gene de insan, yani kendin olduğunu, unutuyor musun? Onu kovmalı mı dedin? Ama ne yapsan, onu insanlıktan, tabiattan, Tanrının rahmetinden dışarı kovabilir misin?”
“Bütün insanlar ne kadar güzel ve iyi olurlardı…eğer her akşam, gün boyu yaşadıklarını gözlerinin önüne getirip, kendi davranışlarındaki iyi ve kötüyü sınasalardı. Bilinçaltında bunları her gün yeniden düzeltmeye çalışırlardı ve tabii ki zamanla bir yerlere ulaşılabilirdi. Bunu herkes deneyebilir. Bilmeyen biri öğrenmek ve denemek zorunda:Kendinden emin ve huzurlu olmak insanı güçlü kılar!”
“Hepimiz yaşıyoruz ama ne niçin olduğunu bilmeden… Hepimiz mutlu olmak için yaşıyoruz, hepimiz farklı yaşıyoruz, yine de aynı yaşıyoruz.”
“Şansını kazanmak, onun için çalışıp iyi şeyler yapmak demektir. Tembel tembel oturup bir şey ümit ederek onu beklemek değil. Tembellik çekici görünebilir. Fakat çalışmak, mutluluktur.”