Gülsema Erata

Sözler, şiirsiz geçilemeyecek kadar derindi..
Gülü bizim için anlamlı kılan neydi? Yoksa gül bizim için sadece ona yüklediğimiz anlamlardan mı ibaretti? Fark edince gülün, denizin, yağmurun ve bulutun hayatımızdan ansızın çekip gitmiş olduğunu. Fark edince sisin artık bize bir şey söylemez olduğunu. Öğrenince gemilerin de gün gelip hikayelerini terk edebileceğini. Elimizden alınması imkansız gibi görünen tek şey olan geçmişi yitirmiş olduğumuzu bir kez daha fark edince. Anlıyorduk ışığın sönmüş olduğunu. Tıpkı ölmek gibi yaşarken ölmenin de ancak kendi nefsimizde tecrübe edebileceğimiz ve asla şiirlerden öğrenilemeyecek bir şey olduğunu öğrenince. Ödünç ek fiillerle bağlanınca yaşamaya. Anlarız, yine yanlış dileği tutmuşuz büyülü suyun başında. Oysa, Yâ Rabbi bize saf olanı ver, demeliymişiz, kendi kaybolsa bile geçmişi yok olmayanı. Bunu vermezsen bile, demeliymişiz, bize içimizdeki hallere tercüman olacak lisanı ver. Yine yanlış dileği tutmuşuz da suyun başında, ışık sönünce apansız kalakalmışız. ... Aynamızı yitirmiş olmakla, yitirdiğimiz bir ayna bile olmamış olduğunu anlamak arasındaki fark; sevgiliyi değil ama aşkı yitirmiş olmakla açıklanamayacak bir bilmeceydi. Kendimiz olmayan bir hayalle bir aynaya düşmüş olmaktan da başka bir şeydi...
Sayfa 98
Edebiyat
Reklam
Hiçbir şey kalmadı geriye. Bir büyük boşluk kaldı geriye. Bir de bütün bunları, bulutların ufuk üzerinde koştuğu güz akşamlarında, kıyıya iyice yanaşan masal gemilerinin gölgelerine bakarak ve dahi o gölgeleri kendisi gibi görebilecek başkalarının varlığını da vehmederek dalgalara söyleyen öykücü.
Sayfa 92
Edebiyat
Aradan ne kadar zaman geçtiğini kimse bilemedi. Aradan geçen zamanın bütün zaman bilimcileri hayretler içinde bırakacak kadar zaman dışı işlediğini de...
Sayfa 81
Şimdi artık yazabilirim. Çünkü nasıl yazacağımı, hangi biçimde yazacağımı, şimdiye kadar Osmanlı âlimleri ve edipleri hiç kullanmamış olsa da hangi şekli tutacağımı biliyorum. İçyi sımsıcak. İçim kıpır kıpır. İçim lale tarlası. İçim fasl- ı gül. Bu defa, kağıdın üzerine düşmeden donuveren damlacıklara dönmeden içim, yazabileceğim...
Sayfa 10
Edebiyat