Hikâyemiz, Bulgaristan’da David’in bir kazada ailesini kaybetmesiyle başlıyor.
Ama bu sadece bir kayıp değil… aynı zamanda bir kaçışın başlangıcı.
Geçmişin izleriyle dolu evini ve anılarını geride bırakmak isteyen David, nereye gittiğini bilmeden yola çıkıyor.
Yol onu Edirne’ye getiriyor.
Ve bazen hayat, tam da en kırıldığın yerde yeni bir hikâye yazıyor…
Aracının arızalanmasıyla burada kalmaya karar veren David, gittiği bir kilisede Caroline ile tanışıyor.
İlk bakışta başlayan o tanıdık his… hızlı ama inandırıcı bir aşka dönüşüyor.
Tam her şey romantik bir çizgide ilerlerken, geçmiş sessizliğini bozuyor:
Ailesinin ölümü gerçekten bir kaza mıydı?
İşte tam bu noktada kitap yön değiştiriyor.
Romantik bir hikâye, ustaca bir geçişle polisiye gerilime dönüşüyor.
Ve bu geçiş… hiç sırıtmıyor.
Edirne’de yaşanan olaylar, peş peşe gelen cinayetler ve artan şüpheler, David’i adeta bir paratoner gibi karanlığın merkezine çekiyor.
Artık mesele sadece aşk değil;
intikam, ırkçılık ve öfke sahneye çıkıyor.
Olaylar çözüme kavuşurken David ve Caroline için yeni bir hayat başlıyor…
ama kitap, “acaba gerçekten bitti mi?” dedirten bir sonla kapanıyor.
Cevabı yazarımızda saklı ve bence devamı gelecek gibi duruyor.
⸻
Yorumum:
Kitap, romantik başlayıp polisiye derinliğe evrilen yapısıyla gerçekten sürükleyici.
Geçiş o kadar doğal ki, fark etmeden kendinizi temponun içinde buluyorsunuz.