Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” eseri, yalnızlık, içsel dünyalar, anlaşılma isteği ve insan ilişkilerinin kırılgan doğası üzerine yazılmış derinlikli bir roman. Okumadan önce bu kitabın bana bu kadar dokunacağını tahmin etmezdim. Yakın arkadaşım yıllardı öneriyordu ama iyi ki şimdi okumuşum çünki bir kitaptaki karakterlerde insan kendini ancak bu kadar bulabilirdi…
Kitabın ilk kısmında Rasim adında bir karakterimiz var ve Sabahattin Ali, onun aracılığıyla bize insanların iş bulmasının ne kadar torpile bağlı olduğunu, zekanın değil yağcılığın ön planda tutulduğunu aktarıyor. İnsanlar, iş yerlerinde kendilerinden alt konumda olanları küçümsemeyi bir tür güç gösterisine dönüştürürken; aslında kendilerinin karakter, kişilik ve zeka anlamında ne kadar zayıf olduklarını göremiyorlar.
Hayatımızın tam içinden sahneler bunlar… Maalesef insanlar, sahip oldukları görevleri o kadar önemsiyorlar ki, özbenliklerinin ne kadar eksik ve yarım kaldığını fark edemiyorlar.
Sabahattin Ali, hayatın içinden olan konuları çok ustalıkla işlemiş sadece bir dönemin değil; her dönemin yozlaşmasına, güç oyunlarına incelikle değinmiş.
Romanın merkezindeyse iki esas karakterimiz var: Bir yanda, hayatı yalnızca kitaplardan öğrenmiş, insanlarla arasında duvarlar örmüş, hiçbir hayal kırıklığı ya da güzel hikaye yaşamamış, duygusal anlamda kapalı, içe dönük bir erkek– Raif Efendi. İç dünyası zengin ama bunu göstermekten korkan, anlaşılacağını düşünmeyen biri.
Diğer yandaysa, hayata erken yaşta atılmış, “Her şeyi kendim hallederim,” diyerek güçlü kalmaya çalışan, insanlarla küçük yaşlardan itibaren haşır neşir olduğu için iyi gözlem yapmayı öğrenmiş bir kadın… Karşısına hep kendisinden daha az “erkek” olan adamlar çıkmış; hepsi birbirinin aynısı olduğundan zamanla ilişkilere olan inancını