• "Andolsun güneşe ve onun aydınlığına." (Şems/1)
    Mehmet Tekiner
    Sayfa 93 - İdeal Kültür Yayıncılık
  • Dokunsam çoğalır sızılarım
    Ellerim kan revan
    Ve bir deprem öncesi telaş içindeyim
    Susmak istemiyorum
    Viran olmuş zamanların sevdasıyla 
    Haramiler uğradı bu şehre
    Tadılmadık zulüm bırakılmadı
    Ve yaşanmamış cehennem
    Neredeydiniz siz efendiler

    Sussam bir daha açılmaz dilim
    Şair; ‘sussam dudaklarım kanar’ demişti 
    Benden size, içimden-
    En çok da kocaman bir ‘suss! ’ geçer
    Biliyorum, susmak en büyük pusudur

    Geceydi
    Elif elif azalıyordu sızılarım
    Başladığı yerden olmasa da
    Bitecekti elbette leyl
    Anladım
    Aziz olmak
    Kuyulardan, zindanlardan geçmektedir.

    Yıllanmış yalanlar diyarında
    Usandım aynı rüyalara uyanmaktan
    En kutsal Kelam üstüne
    Tâhâ ve Yâsin üstüne
    Yemin olsun ki
    Artık temize çekiyorum yollarımı

    Kaç yüz yıl önce ekilmişti kirli tohumlar
    Anladım, içimizden çürümüşüz
    Veyl olsun Kör ve Sağır’a! ..
    Sona bir mehdi türküsüyle uyanıvermek
    Dumansız ateşleri susturmak adına
    Ve altın kâsede sunulan kutsal şaraba
    ‘Yere ve onu döşeyene andolsun’

    A’raftayım
    Kalbimde kıpır kıpır inşirah huzmesi
    Diriliyorum

    Kendi yalnızlığımda yüzerken
    Bir Muhyiddin diliyle irkilir kelimelerim; 
    ‘Taptıklarınız ayağımın altında’ diye
    Şam’a giden kervanlara katılıp
    Üçyüz yıl sonra gelen
    Sultan Selim’i dinlemeliyim

    Kapılar açık
    Kapılar nurdan
    Yol sonsuzluğun sahibine
    Zaman felekten bir musiki
    Vatan-ı aslî, birkaç adım ötedeymiş
    Gözlerimi kapasam
    Kim tutar kimsesizliğimin elinden
    Bütün varların yokunda
    Varı var eden, yoku yok eden Rahman’a
    Ve nuruyla karanlığı delen yıldızlara, andolsun

    Dinmeyi bekleyen sızılar taşıyorum
    Manidar bir gece oluyor ağrılarım
    Haram bakışların uzağında
    Artık sonsuz huzur peşindeyim
    Kimse yalnız değil biliyorum
    Her şeye anlam katan ‘el’lerle
    Sana sığınıyorum Rabbim
    Şifa veren sensin
    Nimet veren sen
    Sen el-Kerim, sen er-Rahim
    ‘El’i kopmuş insan
    Ve nisyan hamuruyla yoğrulan benim

    Yediler hatrına Rabbim
    Güneş’i sırtlayan Hira Nur hatrına
    ‘Mim’ aşkına Rabbim
    En ince yerimizden kopmadan
    Nefes nefes inşirah ver yüreklerimize

    Avareyim
    Yıkık bir şehrin gözyaşları arasında
    Solmuş, belki siyah-beyaz
    Belki görülmemiş bir rüya
    Ve bir resim gibiyim
    Göklerin seyrinden bana hazan düşer 
    Dokunmayın, ben hüzzamlı şairim
    Ve şairler
    En çok kendini ağlar

    Harf harf bölünüyor karanlıklar
    Yol verin kendinize
    Karamsar şair
    ‘Güneşe göç var da kalan biz miyiz’ demişti
    Güneşi biz yitirmişsek
    Nereye göçebilirdik öyle
    Yine de seni iyi bilirdik şairim

    Rahman’a
    Ve geçip giderken, geceye
    Güneşe ve onun aydınlığına
    Andolsun

    ~Zafer Şık~
  • 1. Andolsun; güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına,
    2. Güneşi takip ettiğinde Ay’a,
    3. Onu açığa çıkarttığında gündüze,
    4. Onu örttüğünde geceye,
    5. Gökyüzüne ve onu bina edene,
    6. Yere ve onu yapıp döşeyene,
    7. Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene,
    8. Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene andolsun ki,
    9. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir,
    10. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.
    11. Semud kavmi azgınlığı yüzünden (Allah’ın elçisini) yalanladı.
    12. Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında,
    13. Allah’ın Resûlü onlara: “Allah’ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!” dedi.
    14. Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti.
    15. (Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya!