Onur Kenan Aydoğdu

Desteklerinizi ve ilginizi bekliyoruz
Felsefelog Site: felsefelog.com Felsefelog Instagram: instagram.com/felsefelog10 Felsefelog YouTube: youtube.com/@felsefelog Felsefelog Twitter: twitter.com/Felsefelog10 Bilimolog Site: bilimolog.com Bilimolog Instagram: instagram.com/bilimolog10 Bilimolog YouTube: youtube.com/@bilimolog Bilimolog Twitter: twitter.com/bilimolog10
Reklam
Olayların arkasında gördüğünüzü düşündüğünüz nedensellik zincirini, o nedensellik zincirindeki kesişimleri, tevafukları her ne kadar siz görebiliyor olsanız hatta anlatarak ortaya sarih bir şekilde koyabiliyor olsanız dahi başkalarının bunu en azından sizin kadar kavraması epey zordur. Başkaları içinizi sizin gibi asla bilemeyeceği gibi olayları sizin gözünüzden de asla göremez. Böylesi bir şey ruhunuzu bir başkasının bedenine zerk etmekle bile mümkün olur muydu? Durum böyleyken bir başkasının sizi, sizin kadar anlamasının zorluğunu bir düşünün... Jean-Paul Sartre'nin "Cehennem başkalarıdır" dediği de belki biraz budur. Ama insan bilinmek ister, anlaşılmak ister. "Beni neden görmüyorlar? Beni neden anlamıyorlar? Benim gördüklerimi neden onlar da görmüyorlar?" diye yanıp tutuşur, kahrolur. Bu böyledir. Lakin insanın bu dehşet arzusu bir başkası ile giderilebilecek bir şey değildir. İnsanı ancak ve ancak onu yaratan, her şeyi gören, her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan, sinelerin özünde saklı duranı bilen Allah tam anlamıyla hatta insanın kendisinden çok daha fazla bilir ve de anlar. Biz çoğu zaman kendimizi bile bilemez ve de anlayamayız halbuki O bizi, bizden iyi bilendir. Çünkü O, senin başına gelen olayların ardındaki sonsuz ihtimali de senin içinde neler olup bittiğini de bilir. Kimse seni görmez iken O seni görür, kimse seni duymaz iken O seni duyar. Kimse seni hatırlamaz iken O seni unutmaz! Öyleyse "Allah kuluna kâfi değil midir?". Rahat olun. “Kimin için Allah var, ona herşey var."
Bazen ne kadar arzu etseniz de çabalasanız da olmaz. Öyle güzel olmaz ki iç ve dış dünyanız arasındaki gerilimden kafayı yiyecek duruma dahi gelebilirsiniz. Zahiri şu dünyanın işleyişinin ardındaki sonsuz nedenselliği de insanların batıni dünyasında neler olup bittiğini de asla ama asla bilemeyiz. O kadar güzel bilemeyiz ki bu durum insanın en derin acziyetini gözler önüne serer. Thomas Nagel soruyor ya "Yarasa Olmak Neye Benzer?" diye, hiçbir zaman bir başkası olmanın ne demek olduğunu bilemeyeceğimiz gibi (Bkz. Diğer zihinler problemi) hiçbir zaman herhangi bir şeyin gerçekleşmesi ardındaki nedensellik zincirini de bilemeyeceğiz. Neden öyle oldu? Neden öyle de bir başka şekilde değil? Başka şekilde olsa ne olurdu? Biz zamana ve mekana bağlı varlıklar olarak ancak olanı görürüz. Olmuş olanın, oluyor olanın ve dahi olacak olanın ardındaki o sonsuz nedensellik havuzu insanın erişimine kapalıdır. Şairin de dediği gibi: "Burası dünya burada işler hep yarım kalır." Bu bedbaht dünya hayatının böylesi tamamlanmamış, eksik ve belirsiz yönü, her şeyin künhüne vakıf olmak isteyen insanı âdeta yer bitirir. Her şeyi bir film şeridi gibi izleme arzusu ile yanıp tutuşan insan, her an bir çatışma halindedir. Ta ki kendisine şah damarından daha yakın olan, kalpleri evirip çeviren, her şeyin hükümranlığı elinde olan Rabbine teslim olana kadar. Her şey bir noktada ahirete kalmalıdır! Hatta insanın bu ahvali belki de ahiretin en büyük delilidir...
Bu ifade İncil'de Yuhanna'nın 1. Mektubu bölümünde "Tanrı Sevgidir" başlığı altında yer almaktadır (1. Yuhanna 4:20). Devamında şu şekilde başlık bitmektedir: “Tanrı'yı seven kardeşini de sevsin” diyen buyruğu Mesih'ten aldık (21). Resûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurmuştur: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” (Müslim, Îmân 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et’ime 45, Kıyamet 56; İbni Mâce, Mukaddime 9, Edeb 11) "Birbirinize kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl değildir." (Buhârî, Edeb 57, 58, 62; Müslim, Birr 23, 24, 28, 30-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 47; Tirmizî, Birr 24; İbni Mâce, Duâ 5) En büyük bağ din kardeşliğidir. Çünkü bu bağ bir irade ile tesis edilir. Milletinizi, doğduğunuz aileyi vb. seçmek sizin elinizde değildir. Ancak hangi dine tâbi olacağınız ve böylelikle kimlerle yan yana geleceğinizi tercih etmek sizin elinizdedir. Böylesine bir bağ zorunluluktan değil gönüllülükten doğan bir bağdır. Nasıl ki aynı anne ve/veya babadan dünyaya gelmiş, aynı çatının altında, aynı değerler ile büyümüş iki insan birbirinin kan bağı ile kardeşi ise aynı yeryüzünün üzerinde, aynı gökyüzünün altında, aynı duygularla, hislerle ve inançlarla bir olan Allah'a adanmış her hayat, birbirini hiç görmese ve duymasa dahi birbirinin kardeşidir.

Sümeyye

@Sumeyye_4
·
"Tanrı'yı seviyorum, deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı'yı sevemez."
Sayfa 2·Kitabı okudu
Alıntı
Müslüman bir gencin en büyük dilemması, içini yakıp kavuran devasa ideallerle taşmak isterken çağın çarpık, fâni, bir o kadar da lüzumsuz koşulları tarafından sınırlanmasıdır. Şairin "Zirvesine göz koyduğum dağlara bak. Koşup takıldığım çitlere bak." dediği cinsten.
Reklam