“Anaaa, niye öldürmüş ki bu deli kız eniştesini?” Diye sorular yükselir, cevap aranırken, sekiz yaşında ya var ya yok, mor çiçekli kirli bir entari giymiş bir kız çocuğu, sanki dünyanın en doğal şeyinden söz ediyormuş gibi, “Ben biliyom” dedi. “Kazım onu sikiyodu da ondan.” O köyde herkes böyle konuşurdu, diğer Anadolu köyleri gibi. Çünki çocuklar bu işi yapan hayvanlarla iç içe büyürler, anaları babalarıyla aynı odada yatarlardı. Doğma, üreme, ölme, hatta öldürme bile doğaldı onlar için.
Memeliler: Toplumsal, bedensel, ruhsal işlevler... Beslenmeyi bir tören haline getirmiş insan soyu, toplu olarak gıda alıyor; boşaltma ise tek başına, gizli. İnsanlar bedensel işlevlerinin bir bölümünü toplu, bir bölümünü tek başına, bir bölümünü de iki kişi halinde yerine getirdikleri için cinsel hayatlarının bilinemediğini düşünüyor. Zaten insanları haraket ettiren itkiler, cinsellik, para, ego değil mi? Herhangi bir kişinin davranışını anlamak isterseniz bu üç itkiye bakın. Konuşulmuyor ama arka planda hep bu var.
Eğer Adolf Hitlrr gençliğinde sırılsıklam aşık olduğu bir kızla birlikte yola çıksaydı, işler bu noktaya gelirmiydi?
Erkeğin cinsel iktidarıyla siyasal iktidarı arasında bazen düz orantılı, bazen dr ters orantılı ama çok yakından olduğu kuşku götürmez bir ilişki var.
Kendi yağıyla kavrulup giden bu ülkede yüzlerce yıldır büyük matematikçi, filozof, yeryüzü ölçeğinde büyük bilim adamı yetişememişti. Büyük bir imparatorluk kurulmuştu ama aynı ölçüde büyük beyinler - Sinan gibi bir kaç isim dışında-yetişmemişti. Acaba sorun İslam’da mıydı? Bu halk, İslam dini kuzenlerle, yeğenlerle evlenmeyi yasaklamadığı için akraba evlilikleri sonucu mu bu hale geliyordu? Doktor olarak gözlemlerine göre toplumun epey önemli bir kısmı ruhsal açıdan hastaydı. Hastalığı iyice gün yüzüne vuranlar dışında, hasta olduğunun farkında olmayan milyonlarca şizofren, bipolar, pedofil, nekrofil, obsesif kompülsif yaşıyordu toplumda. Bunları ancak bir cinayet, bir suç ortaya çıktığı zaman tanıyabiliyorduk.
Şurada gencecik bir çift gözün içinden ölümün donuk ışıltısı geçerken burada hayatın kendi seyrinde hem de bu kadar güzel akıp gitmesi Mücella’ya acımasızlık gibi geldi.
Hamlet olsam “Sana çeyiz olarak bir bela armağan ediyorum” derdim. Değilim. Senin gördüğün ve seni gören nem varsa yakmak isterdim. Yüzümü ne yapardım oysa?