Nilgün Marmara'nın Defterler kitabında geçen kitaplar: John Berger'ın G romanı (çüktüf [fiktif ile kurulmuş hoş bir sözüm] bir roman!) Elsa Morante'nin Endülüs şalı Öyküleri, bir enfantilenin öykü kurmaca oyunları. BFS yayınları Çeviri Dergisi ve Dün ve Bugün Felsefe: "[Çeviri] kitaplar çok önemli yazılar var - Rilke, Bachmann şiirleri, G. Deleuze'ün "Göçebe Düşünce" yazısı, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'1. Cüce Nedim Gürsel'in cüce bulup buluşturmaları "Yerel Kültürlerden Evrensel'e"ymiş... Jean Anouilh'in çoktan çöpe atılması gereken oyunu Becket. ve iyi ki yanımda getirdiğim Rimbaud, Char, Celan, Rilke, Kafka su serpiyor. Iris Murdoch'ın The Sacred and Profane Love Machine adlı bir romanı. Bu okuduğum en yalınkat ve matrak İrisanım romanı. Rosalind Coward-John Ellis'in Dil ve Maddecilik'i. Çok yoğun ve gerekli bir özet. Freud'un Totem ve Tabu'su. Canım Viyana'lı öyle !alçak!gönüllü ve açık ki... Daha çok yüzyıllar diller düşünceler müzesinde rafı duracak. Freud Bedrettin Cömert'in "Croce'nin Estetiği" şu sıra okuduğum, kuşkuyla izliyorum nereye bağlanacak bilmiyorum sonunda, sağlam bir kazığa mı yoksa kırılgan bir dala mı? Bir de senin kayranla bana ulaşan dergiler göreceli ayakta tutuyor ve bu arada oyun savsaklanıyor, sarsaklaşıyor, zaten TEKTÜK perdeli bir parodi aslında. Öykü durdu, bazen şiir -bazen Poème en Prose'umsu fragmanlar- böyle işte, Emelciğim teğelleniyoruz. S.166 Çöl bitiştirildiğinden bu yana zehir zıkkım okuma, pis alışkanlık, uyuşturucu yatırımı: G-John Berger (hıyarının) çüktüf romanı. Heyecanlı sürükleyici!! Endülüs şalı - Elsa Morante enfantile'nin (superlative'leri çok iyi kullanan, 8 yaşında ölen kuzen Veranzio hariç) çocuksu öykü kurmaca oyunları. Bok bile daha kolay yenir yutulur. Neyse ki Çeviri Dergisi (BFS, kitap 1, 985), Dün ve Bugün Felsefe
‘Seçimleri kazansanız bile silahlarımızla sizi ezeriz’
Jack London’ın ‘Demir Ökçe’ romanında Wickson şöyle haykırır: “Seçimleri kazansanız bile o meclis binalarını başınıza yıkarız. Ordumuzla, polisimizle, silahlarımızla sizi ezeriz. Bizim elimizde GÜÇ var ve bu gücü asla bırakmayacağız!” 1916 yılında hayatını kaybettiğinde henüz 40 yaşında olan Jack London, kısacık ömrüne dünya edebiyatının başyapıtları arasında anılacak sayısız eser sığdırmıştı. Örneğin 1908 yılında kaleme aldığı Demir Ökçe… Dünya edebiyatının ilk distopya örneği olarak kabul edilen bu eser, doğa ve macera romanlarıyla tanınan Jack London’ın sosyalist dünya görüşünü de en yetkin şekilde yansıtan çalışmasıdır. Romanın kurgusu, 27. yüzyılda yaşayan bir tarihçinin, Sosyalist İşçi Önderi Ernest Everhard’ın 1910-1932 yılları arasındaki mücadelesini anlatan günlükleri bulması üzerine kuruludur. Ernest’ın eşi Avis tarafından tutulan bu günlükler ve Tarihçi Anthony Meredith’in dipnotları aracılığıyla London, ideal bir sosyalist liderde bulunması gereken özellikleri tanımlar. Devlet mekanizmasını elinde tutan tröstlerin, işçi sınıfını “böl ve yönet” taktikleriyle parçalaması ve devrimci kalkışmaları ordu gücüyle vahşice bastırması, çarpıcı bir yeraltı direnişi hikayesiyle işlenir. Eser, insanlığın yüzyıllar sürecek karanlık bir döneme girişini betimlerken, aynı zamanda gelecekte kurulacak adil bir sosyalist dünya düzeninin de habercisi niteliğindedir. Eşi Nadejda Krupskaya’nın aktardığına göre Lenin, Demir Ökçe’yi okuduktan sonra kitaba hayran kalmış ve romandaki tekelci kapitalizm (tröst) analizlerini son derece isabetli bulmuştur. Lenin, London’ın burjuva demokrasisi ile parlamenter sistemin birer aldatmaca olduğunu erkenden gördüğünü belirtir. Ona göre bu eser; egemen sınıfın gücü tehlikeye girdiğinde bizzat kendi koyduğu yasaları çiğneyerek her türlü
Makale|Yazı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gördün mü bak,,, İnsan deli gibi koşmak istediği yere, adım bile atamıyormuş... -Günlükler'den
Öpüşme mesafesinde evler, çarşaf gibi göz gözü görmeyen iffetli pencereler Aralarını ayıran serin taş sokaklar Uzaktan gelen eskici sesi ,ezan sedası Kuş sesleri ,çocuk neşesi ,patlayan balonlar Balkonları süsleyen vita saksılarında fesleğen kokuları Dış kapı kenarında ikindiyi müteakiben minderine kurulmuş tefekküre dalmış nineler Dişleri tespihe dökülmüş, son akşamı beklerler.. Komşuda tuz bitmiş küçük kızları kapıda Bana sorsa oysa kalbim onun boş kabında İlk aşkın tadı tuzu zaten platonik kıvamda Annem yaz sıcağında tandır başında alın teri serecek soframıza.. Bir zeytin ikiye bölünecek Bereket yerden yükselecek çünkü şükür var yemeğin sonunda Babam şehre inmiş ,karsı yolu tozu dumana katan işte şu yarım otobüste Bana patpat ve birkaç balon sözü var Ayağımda sağı solu karıştırmış kara lastikler Başım okşanma yaşında Gözlerim ufuklardan henüz habersiz Ayrılık çalmamıştır daha kapımı İlk okul maceram beyaz yaka mavi önlüğüm Aç yattığım geceler sınıf sıram banyo sıram yemek sıram ranza numaram okul numaram yırtıldıkça büyüyen ayakkabı numaram.. Dinlediğim kasetlerden ezberlediğim şarkılardan ibaret ifade kabiliyetim Anılar sonra sonra birikecek günlükler yetişmeyecek küskünlüklerime İçimdeki umudu ancak yaradan taşıyacak arkamdan..
Günlüklerde bir yaşam
Kim olursan ol ve beni nereye götürürsen götür, seni kederli kalbimle ve yarı gölgeli anılarımla seviyorum. ✍️Nikolay Punin (1888-1953) Rus sanat bilgini ve yazar. Rus Devlet Müzesinin kurucusu. Aynı zamanda "Anna Ahmatova'nın" eşidir 📖Günlükler
derdimi anlatıyor değil de bölüştürüyor gibi hissettiren bacımla dönen sohbetin kalitesi >>>
senurlu günlükler