...sen o yoldan gidip de hatırlayınca aslında unutmak istediğin her şeyi sırtına bir yük gibi tekrar alıvermenin pişmanlığını duyuverirsen ama bir kez daha unutma şansın olmadığı için hayatının sonuna kadar bedbaht yaşamak zorunda kalırsan ne olacak?
Sonra duaya durmuşsam;
Allah'ım bana unuttur.
Allah'ım unuttur bana.
Unuttur bana Allah'ım.
O'nu unuttur Allah'ım bana.
Sabaha kadar dualarla acı dinsin diye unutmayı dilenmişsem yüce Mevla'mdan.
O da kabul etmişse dualarımı, unutturmuşsa, acımı dindirmişse sabah uyandığımda.
Acı diner.
Unutursun acı diner.
Acıyı unutursun acı diner de, hayattan acıyı çıkar, geriye ne kalır ki?
Açmışsam gözümü o izbe pansiyon odasında.
Allahım unutturmuş bana acımı, şükür, ama... İnsanı insan yapan çektiği acılarıymışsa.
Hafıza dediğin kederdir katip yaz bunu.
Dünya boşlukta nasıl duruyor sanıyorsun.
O, boşluk değil keder.
Kederi çıkar, dünya düşer.
Unutma.
Unutma.
Unutma.
Anladım elmayı ısırınca, çünkü hatırladım. Hatırladıkça anlarmış insan. Unuttukça tükenirmiş. Çöktüm dizlerimin üstüne pansiyon odasında. Dua ettim;
Allah'ım bana onu unutturma.
Allah'ım acıya, derde, kedere razıyım, bana aşkımı unutturma.
Allah'ım yanmaya, paralanmaya, ufalanmaya razıyım, bana kendimi unutturma.
Amin.
İnsanları yenmek, onları umutsuzluğa sürüklemek kolaydır. Şimdi, başarısızlıktan sonra da, bunu hiç istemeseler bile, onları sevmeye çalışmanın daha güzel olduğuna inanıyorum.
Hiçbir şeyi ciddiye almak istemiyordum; düşüncelere ve yaratıklara çekine çekine dokunuyordum, yitirince acı çekmeyeyim diye yitirmeye hazır bekliyordum hep.