Ama kendisi içinde olup bitenin farkında değildi. Hiçbir şey düşünmeden bu tatlı köleliği olduğu gibi kabul ediyor, ona karşı koymamakla beraber fazla ileri de gitmiyor, heyecana kapılmıyor, geleceğe ait hayaller kurmuyor, sinirlerini işe karıştırmıyordu. sanki birdenbire başka bir dine iman etmiş, ne olduğunu anlamak, kurallarını bilmek bile istemeden ibadetini yapıyor, verilen emirleri körü körüne yerine getiriyordu. bu yeni iman ona nasılsa gelmiş, hiç aramadığı, beklemediği bir bulut gibi onu sarıvermişti. Oblomov'a aşık olmak, onun için soğuk almak ya da zehirli sıtmaya yakalanmak gibi bir şey olmuştu.
Gözyaşları parktaki gibi ani ve geçici bir kederden doğan coşkun bir sele değil, boş kırlara, sine sine yağan kasvetli sonbahar yağmurlarına benziyordu.
Ben öyle sanıyordum ki aşıkların hayatı sıcak bir öğle vakti gibi rüzgarsız, hareketsizdir. Halbuki sevgide de rahat yok. O da değişiyor, durmadan değişiyor... Bütün hayat gibi.