zaman zaman hayal gücü tekrar alevlenirse, unutulmuş anılar, kavuşulmamış hülyalar dirilip önüne çıkarsa, hayatını böyle harcadığı için vicdan azabı duyarsa uykusu kaçar, gece uyanıp yatağından sıçrar, yaşarken kadri bilinmemiş bir ölüye ağlar gibi parlak hayat hülyaları üzerine acı ve umutsuz gözyaşları dökerdi. Sonra tekrar hayatına bakar gündelik keyiflere kapılır, kızıl göklerde batan güneşi dalgın dalgın seyreder ve sonunda karar verirdi ki hayatı kendiliğinden böyle sönüp durgunlaşmamıştır. Kader insan hayatının rahat tarafını göstermek için Oblomov'un mahsus böyle yaşamasını istemiştir. Hayatın kasırgalı taraflarını gösteren, yaratıcı ve yıkıcı güçleriyle pençeleşen birçok başka insan vardı. Herkes kendine düşeni yapacaktı. İşte Oblomovyalı Eflatun bu felsefeye vardı. Kaderinin türlü kaygıları, sorunları ortasında onunla avuttu kendini. O er meydanına çıkacak bir pehlivan olarak değil, sakin bir savaş seyircisi olarak doğup büyümüştü. Ürkek ve gevşek ruhu büyük mutluluk kaygılarına, dertlerin, talihin rüzgarlarına dayanamazdı. Zamanla bu çeşit üzüntüler ve azaplar pek seyrekleşti ve yavaş yavaş kendi hayatının, bu düz ve geniş tabutun içine yattı. Tıpkı kendi mezarını hazırlayan eski keşişler gibi.