Veba'da, hayatlarına düşen bir salgın hastalığın meydana getirdiği çaresizlik girdabının içine süreklenen insanların, şehrin kapatılmasıyla ortaya çıkan boğucu ve tehditkar atmosferin etkisiyle esir olma hali ve duygusu yansıtılmıştır. Kurgusal güncede ele alınan veba salgının sembolik bir felaketi ifade ettiği kanısındayım. Salgının yayılmasını engellemek amacıyla karantinaya alınan mahalleler, oluşturulan tecrit kampları, şehrin girişlerinin nöbetçiler tarafından tutulması, sokağa çıkma yasağı ve bunun sonucunda sokakta gezinen devriyeler gibi fiziki esaretlerin baskısı altında olan şehir, adeta dış dünyayla iletişimi kesilmiş hapishaneye benzer ve veba salgınından dolayı oluşan bu esaret savaşı andırır. Şehirde rutinleşmiş hayatlarını sürdüren insanlar esaretin farkına varmadan hayatlarını sürdürürler, felaketin ortak olduğunu anlamazlar, esaret onlar için hala soyuttur ancak kendi yakınları ve çevredeki insanların ölümüne tanık olunca veba soyutluktan çıkıp savaşılması gereken ortak bir felaket olduğunu ve bunun sonucunda hayatta kalmaları için zor seçimler yapılması gerektiğini açık bir şekilde fark ederler.
Albert Camus'un Yabancı'daki ele aldığı varoluşçuluk (bireyin sadece bilinenle yaşamak ve kesin olmayan şeylerden uzak durmak yani tek bilinenin bireyin, dünyanın var olduğu ve bireyin ölümlü olduğu gerisinin ise kurgu olduğu) bilim ve din adamlarının vebaya bakış açısı yansıtılarak en üst seviyede hissedilir. İşledikleri günahlardan dolayı vebayı ceza olarak gören din adamı, dini hiç sorgulamayan karşılaştıkları felaketler karşısında hiç bir şey yapmayan inanan kesimin temsilcisidir. Buna karşın vebayı savaşılması gereken kötülük olarak gören bilim insanı, insana değer değer veren akılcı kesimin temsilcidir.
Bu kitap günce roman olduğundan ağır gibi