Kitaba dair çok keyifli bir inceleme olmuş. Kitap bitince bir şok oldum , çünkü kaçırdığım çok yer olduğunu fark ettim. Geriye dönüp bazı kısımları tekrar okuyunca tüm parçaları birleştirdim. Yazar kesinlikle , hikaye işleyişinde usta!
Kazuo Ishiguro'nun ilk romanı Uzak Tepeler...
Dağınık bir puzzle'a bakıp resmin tamamını detaylarıyla görmek gibi bir deneyimdi benim için.
Biraz spoiler içerecek yorumlarım mecburen ;)
Kitabın başından sonuna olanca ağır dram ve travmalar o kadar dingin bir atmosferde hikaye edilmiş ki okuyucunun ciğerini sökme çabasına girmeden nasıl duygusu verilirin çok başarılı bir örneği Uzak Tepeler
Hikayeyi hissediyor, anlıyor üzerine derin düşüncelere dalmış buluyorsunuz kendinizi.
Hikayede artık İngiltere de yaşayan Etsuko'nun büyük kızı Keiko'nun intiharı sonrasında gelen küçük kızı Niki ile geçirdiği zamanda geçmiş ile şimdiki zaman içinde seyahatine eşlik ediyoruz.
Hikayenin başlangıcı ve asıl üzerine kurulmuş konusu olan kızının intiharının nedenlerini, nasıllarını, yaşanılan duygu ve travmalarını sanki bizim bulmamızı istiyor Etsuko bu seyahatlerinde. Çünkü Keiko'nun intiharından net olarak bahsetmekten kaçınıyor.
Japonya da yaşadığı yıllarda kendi hikayesi içinde İkinci Dünya Savaşı sonrası insanların hayatlarına yansıyan tüm değişimleri, yaşam koşulları, geleneklerden uzaklaşmaya başlayan yeni toplum yapısını da izletiyor.
Yazarın Nagasaki'deki atom bombası sonrası hayatlarını kaybedenler anısına dikilmiş Barış Anıtı üzerine eleştirisini Etsuko aracılığı ile şu cümlelerle ifade ediyor:
“Heykel, kollarını iki yana uzatmış adaleli bir Yunan tanrısına benziyordu. Sağ eliyle bombanın atıldığı göğü işaret ediyordu; sol tarafa uzanmış öteki koluyla sanki kötülük güçlerini uzak tutmaya çalışıyordu. Gözleri dua edercesine kapalıydı.
Bana göre heykelin hantal bir görünümü vardı, bu nedenle onu bombanın atıldığı gün ve onu izleyen korkunç günlerle hiçbir zaman bağdaştıramadım. Uzaktan bakıldığında, trafiği yöneten bir polis gibi gülünç bir görünümü vardı. Benim için bir
“ merhametli kalbini barındıran göğsünün üstünde açık kalmış kitabıyla uyuyakalmıştı. Bir eli kitabın üstünde diğer eli ise başının altında sıkışmış huzurlu bir şekilde uyuyordu. durdum ve öylece izledim. nasıl sevdalandığımı ”