Günah işlerken rahatlık içerisindedir. Ertelediğinde cezayı yok ettiğini düşünen bir varlıktır insan. Evet, her erteleme, cezanın zihinde yok edilmesidir; ancak onun zihinde yok edilmesi gerçekte yok edildiği anlamına gelmeyecektir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Secde emrine karşı geldikten sonra şeytanın ilk işi mühlet istemek olmuştur. Eninde sonunda başına geleceğini bildiğii cezayı "ertelediğinde" adeta o cezadan kurtulduğu hissine kaptırmıştır kendini. İnsanın da günahla ilişkisinde ilk sırayı mühlet kavramı alır. Cezaya daha zaman var, mühlet var diye işler insan günahı biraz da.
İçinde bulunduğumuz yüzyıl, dünyevi meşguliyetleri geçici olmalarına rağmen aşırı önemseyen, ahirete yönelik işleriyse kalıcılığına rağmen hafife alanların asrıdır.
Salih bir amel işlediğinde, ahireti unutup, bunun dünyadaki peşin karşılığını arar insan. Cennet vaat edilir; o ise hâlihazırdaki güdük lezzetleri ondan daha değerli görür. Karşılığı uzak gelecekte verilecek olan şeyler için boşu boşuna (!) uğraşmak istemez.
Nefs, hazırdaki bir parça hazzı, gelecekte saklı binlerce hazza tercih eder; şimdi bir sızı çekmemek uğruna, gelecekte yıllarca azap çekmeyi göze alır. Lezzetleri hemen tatmak, sıkıntıları ise her ne pahasına olursa olsun ötelemek ister. Ona göre gelecekteki hazların bir kıymeti yoktur. Haz; peşin, yakında ve ulaşılabilir olmalıdır. Cennetse ileride, uzakta ve ulaşması şimdilik zor olduğu için onu cezbetmez. Cehennem korkutmaz, oraya şimdi girilmediği için.