Bütün bu insanları bir inançla ve sevgide birleşmeyi vaat eden öğreti, işte bu üretenin ta kendisi, bana en iyi temsilcilerinin ağzından şunu diyordu: bütün insanlar yalan içinde yaşıyor, onları yaşama gücü veren şey şeytanın bir yanıltısı, yalnızca bizler hakikatin bilgisine sahibiz. Çünkü, “Sen yalan içinde yaşıyorsun, ben hakikatte” iddiası, bir insanın ötekine söyleyebileceği en acımasız sözdür.
Tanrısal gerçek, bir insana ulaşmayabilir; o çehresini ancak sevgi bağıyla birleşen insanların oluşturduğu topluluğa kendini gösterir. Gerçeğe ulaşmak için insan kendini çevresinden soyutlamamalıdır. Bunu yapabilmesi için de insanın sevgiye ihtiyacı vardır. Hakikat, aşkta gösterir kendini. Yani eğer kilisenin törenlerine uymazsan, sevgiyi yaralamış olursun; sevgiyi yaralamakla da, hakikati tanıma imkanından yoksun edersin kendini.
İnanç bilgisi, aklıyla birlikte bütün bir insanlık gibi, çok eski bir gizemli kaynaktan gelir. Bj yüzden de bu hayat anlayışının gelişimindeki bütün evreler yanlış olamaz. İnsanların gerçekten inandığı her şey hakikat olmalı, bu hakikat farklı ifade edilmiş olabilir, ama yalan olamaz. Bu yüzden, bana yalan gibi görünüyorsa bu, yalnız benim onu anlamadığımı gösterir.