Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Size ilahi kıvılcımı içimde barındırmayı, kutsalın bir parçası olmayı, sonsuza dek var olmayı, kaybettiğim sevdiklerimle yeniden bir araya gelmeyi çok istediğimi söyleyebilirim; bunları gerçekten çok istiyorum ama isteklerin gerçekliği değiştirmediğini veya oluşturmadığını biliyorum. Bu olağan dışı iddiaların sıra dışı kanıtlar gerektirdiğine inanıyorum.
Sizin, sevinçlerinizin, kederlerinizin, anılarınızın, hırslarınızın, bireysel özgür irade dediğiniz şeyin aslında geniş biri sinir hücresi ağının ve onlarla bağlantılı moleküllerin davranışlarından daha fazlası olmaması, şaşırtıcı bir varsayım.
Schopenhauer’un ifadesiyle, “Din alegori ile efsaneler yoluyla ifade edilen, böylece insanoğlu için ulaşılabilir ve bütünüyle hazmedilebilir hale getirilen gerçektir.” Fakat dar görüşlü din öğretmenleri alegori ve metaforu tarihi gerçeklerle karıştırınca veya bu tarzda eğitim verme yönünde bilinçli bir tercihte bulunarak mantının yerine kutsal kitap otoritesini koyunca, bazı öğrencilerden soğutma riskine girmiş oluyorlar ki ben de bu öğrencilerden biriydim.
Schopenhauer dini inancın, gelişmesi için çocuklukta ekilip kök salması gerektiğini bize hatırlatıyor: “İnanç kapasitesi çocuklukta en yüksek seviyededir; bu yüzden dinler, o hassas yılları her şeyden önce ele geçirmeye kendilerini adarlar.” Bundan dolayı erkenden zihne yerleştirilen inanç gibi bir yükü hiç sırtlanmadım; erken dönemde gelişen pek çok mantıksız inanış ve korku gibi dini inancın da bir yük olduğu görüşünü benimsedim.