Yalan söyleyenler omuzlarına aldıkları ağır yükün nadiren farkına varırlar; çünkü ortaya bir yalan atmak başka yirmi yalan bulmayı gerektirir. Basit ilişkilerde doğrudan, “Ben şunu istiyorum,” “Ben şunu yaptım,” gibi şeyler söylemek avantajlıdır; çünkü baskı ve otoritenin yolu, kurnazlığınkinden daha güvenlidir. Ama bir çocuk, karmaşık aile ilişkileri içinde büyüdüyse her zaman doğal olarak yalana meyleder, elinde olmadan her zaman kendi çıkarlarına uygun olanı söyler; hakikat duygusu, yalana karşı bir tiksinti onun için yabancı ve ulaşılmaz şeylerdir.
Toplum içindeki diyaloglarda sorulan tüm soruların, verilen tüm cevapların dörtte üçü muhatabımıza birazcık acı çektirmek içindir; birçok insanın topluma karışma isteği bu yüzdendir.
İnsanın sevmeyi öğrenmesi gerekir, iyi biri olmayı öğrenmesi gerekir, hem de gençliğinden itibaren; eğitim ve şans bize bu duyguları uygulama fırsatı vermezse ruhumuz kurur. Aynı şekilde layıkıyla nefret edebilmek için nefretin de öğrenilmesi ve beslenmesi gerekir.