O zamanlar bu arkadaşım, bütün erkeklerin etrafında pervane oldukları, okulun en güzel ve zarif kızı ile evlenmeyi başarmıştı. O kıza talip olan erkekler arasında arkadaşım; en yakışıklı, en iyi maddi durumu olan bir kişi değildi. Ona: “Peki o halde, eşin daha iyi birçok erkek dururken, neden seni seçti?” diye sorduğumda, şöyle söylemişti:
“Onun için en uygun erkeğin ben olduğuma kesinlikle inanmıştım. Ve bunu ona, yılmadan tam bir buçuk yıl boyunca her gün söyledim.” Kız nerede olursa olsun ve her kim ona kır yaparsa yapsın, arkadaşım işin peşini hiç bırakmamış ve hep: “Senin için en uygun erkek benim” imajını sürekli ona tekrarlamıştı. Bunu her seferinde aynı sözcüklerle yapmıyordu. Bazen bir çiçek ya da küçük bir hediye alıyor, kimi zamanında mektup atıyor veya ona seveceği bir kitap armağan ediyordu. Kız daha sonra itiraf ettiği gibi, ilk başlarda arkadaşımı pek ciddiye almamıştı.
Ama zaman ilerledikçe, kendisine ondan daha uygun nitelikte evlenecek bir kimseyi de düşünemez olmuştu.
Eğer bu öyküye yüzeysek açıdan bakacak olursak, onu, dokunaklı bir aşk macerası biçiminde değerlendirebiliriz. Ama aslında bu öykü, dördüncü manipülasyon kuralının kesin bir kanıtıdır:
“Bir iddiayı ne kadar çok tekrarlarsak, karşı tarafta, bu iddiayı kabul etme eğilimi de o denli artar. Bu etki, tekrarlardaki ısrar ve inatla, daha da; çok yönlü bir hale gelir.”