Cahit Zarifoğlu ile çok yakın zamanda “Yaşamak” adlı eseri vasıtasıyla tanıştım. İyi ki de tanıştım. “Yaşamak”, her satırında kendimi bulduğum, yalnızlığı soluduğum, derin duygular içerisine sürüklendiğim bir eser oldu benim için. Dahası aynı yolları yürüdüğüm ama çoğu zaman farkına varmadığım, üzerine saatler harcadığım ama çıkış yolu bulamadığım hayatımı, yeni ve bambaşka bir hayat olarak sundu bana. Bu kitapta yeni bir dost’la tanıştım ve bu kitabı dibine kadar “yaşadım”.
“Yaşamak” adlı bu eser; yazmaya çabalayan, edebiyata kendi çapında ilgi ve alâka duyan benim gibi biri için eşşizdi ve Zarifoğlu’nu daha yakından tanıma isteğimi körükledi. Böylece yazarın birkaç kitabını daha alıp okudum.
Bunlardan biri de Mustafa Özçelik’in Zarifoğlu’nu daha iyi tanıtabilmeyi amaçladığı, genç sanatçılara yol gösterici olmasını umduğu ve genç yazarların bundan feyzlenerek kendilerini geliştirebileceklerine inandığı “Mektuplar” adlı bu derleme çalışması oldu. Zarifoğlu’na inceleme yazacak kadar yeterli bir bilgiye sahip olmadığımı düşünmeme rağmen, beni bu incelemeye, sohbete, iten yegâne neden sırf Zarifoğlu yazmış diye aldığım ama aradığımı tam anlamıyla bulamadığım işte bu derleme çalışmasıdır.
Özçelik mektuplara ulaşmanın ve onları derlemenin zorluğundan bahsederek, bu derlemenin daha çok Mavera dergisinde aktif rol alan yazarlardan edinilen mektuplarla oluşturulduğunu vurguluyor. Dolayısıyla “Mektuplar” çoğunlukla Mavera dergisi etrafında dönüyor.
Derlemede yer alan mektuplar edebi değerden uzak, günlük, sıradan bir dille yazılmış. Doğaldır ki Zarifoğlu’nun diğer eserlerindeki tadı vermekten oldukça uzak. Mektuplarda genç yazarlara, edebiyatçılara verilen tavsiyeler dışında bu derlemenin çok da faydalı olmadığını düşünüyorum. Zaten Özçelik de, daha önce