Ejderha Dövmeli Kız, sıradan bir polisiye romanın çok ötesinde, benim zihnime adeta kazınan sarsıcı bir deneyim. Kitabın kapağını açtığınız anda kendinizi İsveç’in dondurucu soğuğunda, zenginlerin ve karanlık aile sırlarının tam ortasında buluyorsunuz.(bunu anlatırken hala tüylerim diken diken oluyor:)) . Stieg Larsson, öyle bir atmosfer yaratmış ki, karlı adanın ıssızlığını ve Vanger ailesinin malikanesindeki o tekinsiz sessizliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz, bakın abartmıyorum kitabı okuyan herkes bilir ne demek istediğimi. Hikaye ilerledikçe çözülen düğümler, sizi bir sonraki sayfaya geçmek için sabırsızlanan bir bağımlıya dönüştürüyor.
Kitabın asıl parlayan yıldızı ve edebiyat dünyasına armağan edilen en aykırı karakter şüphesiz Lisbeth Salander. O, bildiğiniz kahraman kalıplarının hepsini yerle bir ediyor; asosyal, dövmeli, gizemli ve tam bir hacker dâhisi! Lisbeth’in keskin zekası ile idealist gazeteci Mikael Blomkvist’in sarsılmaz inadı birleştiğinde ortaya çıkan sinerji, okuma keyfini zirveye taşıyor.
Bu romanı benim gözümde devleştiren şey ise sadece sürükleyici gizemi değil, arka plandaki o sert ve cesur toplumsal eleştirisi. Yazar, "kadına yönelik şiddet" ve "gücün kötüye kullanımı" gibi ağır temaları, gerilim dozajını hiç düşürmeden hikayenin kalbine yerleştirmiş.
Ben bu seriden hatırlamıyorum ama bir kitabını ya 2. Ya 3. yaklaşık 700 küsür sayfa 9-10 saatte hiç bırakmadan bitirdiğimi hatırlıyorum (tabi o zamanlar iş güç okul yok :)) Kitabın son sayfasını çevirdiğinizde bir sonraki serinin devamı olan ateşle oynayan kız kitabına başlamak için emin olun hiç vakit kaybetmiyorsunuz.
Eğer gerçek bir polisiye ve zeka fırtınası arıyorsanız, bu kitap tam bir başyapıt!