Size sadece Tanrı'ya inanmamak için hangi sakıncalara takıldığınızı sormak istiyorum. Bundan hiçbir fayda görmeyecekseniz kendinizi neden inandırmaya çalışıyorsunuz? Zira eğer bir Tanrı varsa, ona inanmayarak mutsuz olmanızın ötesinde bir de, inanılması gerektiği yönündeki temel ilkeye itaatsizlik ederek kalacaksınız. Ayrıca Tanrı hiç yoksa bizlerden de daha mutlu olmayacaksınız!
Sanki günden güne eriyoruz, inceliyoruz, ağırlığımız azalıyor. Böyle olacağını söylemişlerdi bana. İşte, söylenenler oluyor şimdi, kimi zaman yüreğimin üstünde batmanlarca ağırlığında bir yük kimileyin de kuş gibiyim.Hadi bana uç de anne.
Uçmak istiyorum.
Rasim Özdenören
Kendi ayaklarımızın üzerinde durma sevdasının peşine düşüyor ancak kendimizden neler eksilttiğimizin farkına dahi varamıyoruz. Hadi hiçbir şey eksilmedi diyelim, saliha bir eş olup eşinin yolunu gözlemek, evlatlarına hizmet edip onları en güzel şekilde eğiten bir muallime olmak okuyan yahut çalışan bir kadın için pek mümkün olmuyor. Çünkü onun hep başka koşuşturmaları ve meşguliyetleri oluyor.
Gülecekti ama kapının önündeki Murathan'ı ve kucağındaki Yusuf Ali'yi gördüğünde hızla beni kendine daha çok çekerek gerilemişti. "Evimize gidelim, hadi."
"Lan, Tönge," dedi Murathan. "Gelsene içeri, çay içelim."
Çocuklar olduğu için nezih bir şekilde reddetti. "Eyvallah, kardeşim. Ben, sen kotamı doldurdum, bir iki gün görüşmeyelim."
Keyifle güldü Murathan. "Güneş kızı öpmeden bırakmam."
"Ben de ben de!" diyen Yusuf Ali, Timur'un sinir olması için yeterliydi ama ona asıl ihaneti, kucağından inmek için çırpınan kızı yaşattı. "Öpüp geleyim, babam," diyerek kıvranıyordu Güneş.
Timur bırakmak istemedi ama nafileydi. Güneş bir şekilde kollarından sıyrılmış ve minik topuklarının üzerinde sekerek onlara ilerlemişti. Timur'un can sıkkınlığını görmemek imkânsızdı. Yıllar geçiyordu ve inatla bu olaya karşı huysuzluğunu dile getirmekten çekinmiyordu. Ona göre Murathan ve Gökçen'den el almaları büyük bir hataydı. Giderayak Güneş'i yakalar gibi oldu ama başaramadı.