"Girmekten korktuğunuz mağara, aradığınız hazineyi barındırır."
Joseph Campbell
Kumsal boyunca uzanan palmiyelerin gölgesine sığınmış denizi izliyordu. Tam iki haftadır bu adadaydı ama cennetten bir köşe olmasına rağmen, bulunduğu adada cehennemi yaşıyordu. Denizin o huzur veren çarşaf gibi hali, gökyüzünün beyaz ve tombul bulutlarla çevrili huzurlu görüntüsü ve en güzeli de daha önce görmediği, varlığından bir haber olduğu hayvanlar... Ah, daha önce yaşamamışım ben, diye düşünmüştü adaya ilk düştüğü gün. Ancak güneş batıp gece olduğunda... Cennetle cehennemin aynı anda, aynı yerde nasıl var olabileceğine inanamamıştı. Ufka baktı, güneş ona elveda etmek üzereydi. Adadaki ikinci haftasının sonunda aklında tek bir düşünce vardı; bu adadan olabildiğince çabuk, mümkünse hemen defolup gidebilmek.
*
“Dün akşam o kadar içmeyecektik. Yediklerimin içimde top oynadıklarını hissediyorum,” dedi Rıza.
“Dur sen daha, hele bir açık denizlerde benim gibi on yılını tamamla da ben o zaman görürüm seni,” diye karşılık verdi Hayati.
Hayati tam lafını bitirmişti ki, Rıza gök gürültüsünü andırır bir şekilde böğürerek kusmaya başladı. Sabahtan beri beşinci kez bu iğrenç işlemi gerçekleştiriyordu. Artık midesinde hiçbir şey kalmamış olacak ki, altıncı işlemde artık sarı ve yeşil formlarda yemek parçaları yerine, içtikleri ucuz içkinin renginde köpük köpük bir başka sıvı çıktı ağzından. Kaptan, Hayati’yi acil olarak çağırıyordu; belli ki yine angarya bir işi kilitleyecekti. Hayati, Rıza’ya şöyle bir son kez göz attı ve iyi olduğunu anlayınca hemen Kaptan’ın kamarasına doğru hızlı bir şekilde yol aldı.
Rıza üniversite mezunu işsizler kervanına