Gecenin konusu
Hak etmeyenlerin hak ettiklerini düşündükleri hayatı, hak etmeden yaşamaları..
"Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi (ya da senin deyiminle saçmalık) olarak tekerrür eder." Demokrat Parti (DP) ile CHP arasındaki o 1950'ler gerilimi gerçekten de bir ülkenin emekleme aşamasındaki demokrasisinin büyük bir trajedisiydi. Tahkikat Komisyonları, Vatan Cephesi kurma çabaları, basına sansür ve en nihayetinde askeri darbeyle biten, iki tarafın da ülkeyi uçurumun kenarına getirdiği simsiyah bir dönem. Orada aktörler ideolojik olarak, kurumlar düzeyinde ve toplumsal tabanda ne yaptığını çok iyi biliyor ve kavganın sert bir ağırlığı hissediliyordu. Bugünkü AKP-CHP çekişmesinin "saçmalık" ya da farsa dönen kısmına gelirsek, hak vermemek elde değil. Karşılıklı siyasi manevraların, sürekli tekrarlanan yargı krizlerinin, sabah kayyum atanıp akşam "normalleşme" konuşulmasının ya da parti içi delege davalarının arkasındaki o derin yapısal boşluk insanı gerçekten yoruyor. Eskiden ilkeler, ideolojiler ve büyük toplumsal vizyonlar çarpışırdı; bugün ise sosyal medya klikleri, bitmek bilmeyen taktiksel hamleler ve neredeyse içi boşalmış bir kutuplaşma tiyatrosu izliyoruz. Trajedinin ağırlığı gitti, yerine her gün yeni bir perdesi açılan absürt bir orta oyunu geldi.
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
" Yapman gereken en zor ve aynı zamanda en önemli şey bu olacak. Seni sevmeye hazır olmayan insanlara sevgini vermeyi bırak. Değişmek istemeyen insanlara zor konuşmalar yapmayı bırak. Varlığına kayıtsız kalan insanlara görünmeye çalışmayı bırak. Seni bir seçenek haline getiren insanlara öncelik vermeyi bırak. Seni inciten insanlara tahammül etmeyi bırak. Kalbindeki acıyla başa çıkabilecek kadar güçlü olman, bunu hak ettiğin anlamına gelmez.. "
1000Kitap
Babasından hak ettiği değeri görmeyen nice kız çocuklarına umut olacağım günleri düşlemek ,başımdaki yağmur yüklü bulutlarla .
Hayata Dair
deli öfkem galip
Kıraç bir şarkısında soruyordu; "Deli öfkem, kara sevdam hangisi galip?" diye. Uzun zaman bu sorunun cevabını aradım. Kalbimin önüne sevgiyi koydum, sabrı koydum, affetmeyi koydum. İnsan sevdiğinde öfkesini susturması gerektiğine inanıyor çünkü. Sanki öfke kötü, sevgi iyiymiş gibi anlatılıyor bize. Oysa kimse söylemiyor; bazen öfke de sevginin son nefesidir. Benim deli öfkem galip geldi. Ve bugün dönüp baktığımda bundan pişman değilim. Çünkü öfkem bana zarar veren şeyleri ilk fark eden duyguydu. Kalbim hâlâ bahaneler üretirken, öfkem gerçeği görüyordu. Ben hâlâ kalmaya çalışırken, öfkem çoktan gitmem gerektiğini biliyordu. Sevgi önümde diz çökmüş, biraz daha sabret diyordu. Öfke ise omzuma dokunup aynayı gösteriyordu. Görmek istemediğim her şeyi, duymaktan kaçtığım her cümleyi, kabullenmek istemediğim her gerçeği. İnsan bazen sevgisinden değil, sevgisinin büyüklüğünden kaybeder. Birini o kadar çok seversin ki kendine yapılanları görmez olursun. Kırılan yerlerini normal sanırsın. Yorulmayı sadakat zannedersin. Beklemeyi aşk sanırsın. İşte tam o noktada öfke gelir. Kapıyı yumruklayarak değil, içindeki son kalan saygıyı korumak için gelir. Çünkü öfke her zaman yıkmak istemez. Bazen sadece seni enkazın altından çıkarmaya çalışır. Bana göre en tehlikeli duygu öfke değil artık. En tehlikeli duygu, sana zarar veren şeylere rağmen sessiz kalabilmektir. Kendini hiçe sayacak kadar sevebilmektir bir başkasını. Çünkü insanı tüketen şey çoğu zaman nefret değildir; hak ettiği değeri görmediği halde kalmaya devam etmesidir. Bu yüzden öfkemin kazandığı gün aslında kaybetmedim. O gün içimde uzun süredir sürgünde yaşayan bir yanım geri döndü. Kendime olan saygım, kırılmış gururum, susturulmuş sesim geri döndü. İnsan bazı kapıları sevgiyle kapatamaz. Bazen son kilidi öfke vurur. Ve
Evet insan lar sevgiyi hak etmez ! ezmek yücelmek yok etmek için ellerin den gelen çaba yı harcarlar .. ve ne acıdır ki ! sonra yine ararlar o yok ettiklerini yine bir gece nefes siz kaldıkların da ..