Yaşamlarını ofiste klavye tıkırdatarak geçiren o dalgın, soyutlanmış insanları düşünüyorum. Dedikleri gibi "bağlılar", peki ama neye? Saniyede bir değişen enformasyona, imaj, sayi, tablo, grafik seline bağlılar. İşten sonraysa dogru metroya veya otobüse giderler, yani hep hıza bağlıdırlar; bu sefer bakışlar telefon ekranına mıhlanır, parmaklar hafifçe de olsa hâlá hareket hâlindedir, mesajlar, görüntüler akmaya devam eder. Ve daha günü görmeden akşam olur. Sıra televizyondadır, alın size bir ekran daha. Peki bu insanlar hiç toz. kaldırmadan, birbirleriyle temas etmeden hangi boyutta, hepsi birbirinin aynı hangi mekanda, yağmurmuş güneşmiş hiçbir şeyin fark etmedigi hangi zaman diliminde yaşıyorlar? Yollar ve patikalarla bağ kopmus bu hayatlar, insanlık durumunu unutturuyor onlara, sanki zamanla degisen hava erozyon yaratmazmış gibi.