İnsan bazen en büyük yüzleşmesini,
kendi içindeki sessizlikte yaşar.
Bu kitapta anlatılan şey doğrudan bir hikâye değil.
Daha çok, insanın kendi içinde kurduğu hesaplaşmaların dili.
İnanç, vicdan, suçluluk, arınma…
Hepsi birbirine karışıyor ve net sınırlar çizilmiyor.
En dikkat çekici taraf şu:
Metin, okuru yönlendirmiyor.
“Şu doğru, bu yanlış” demiyor.
Tam tersine, okuru bir boşluğun içine bırakıyor.
Ve o boşlukta insan, kendi cevaplarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.
“Cehennem” burada yalnızca dini bir kavram gibi durmuyor.
Daha çok, insanın kendi içinde taşıdığı ağırlıkların bir karşılığı.
Yani kitap dışarıdaki bir cezayı değil,
içeride yaşanan bir sıkışmayı anlatıyor.
İlahi taraf ise bu karanlığın içinde bile bir anlam arayışı.
Ama bu arayış net bir kurtuluş sunmuyor.
Aksine, insanın bazen cevap bulamadan da yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.
Dil yer yer yoğun, yer yer sade.
Ama en önemlisi samimi.