Bazı duygular yaşanmaz; sadece içimizde bir süre kalır.
Gül Mevsimidir, bir öykü kitabı olmaktan çok,
insanın içinde taşıdığı ama çoğu zaman adını koyamadığı duyguların kaydı gibi.
Füruzan’ın dünyasında büyük olaylar yoktur.
Ama küçük olan hiçbir şey de gerçekten küçük değildir.
Bir bakış, bir sessizlik, bir bekleyiş…
Hepsi insanın içini ağırlaştıran bir şeye dönüşür.
Bu kitapta en çarpıcı olan şey, karakterlerin “eksik” oluşu değil;
tam olamıyor oluşlarıdır.
Sanki herkes hayatın bir yerinde kalmış,
bir şeyi kaçırmış,
birine geç kalmış gibidir.
Füruzan kimseyi dramatize etmez.
Acıyı büyütmez, süslemez.
Tam tersine,
onu olduğu gibi bırakır.
Bu yüzden okur, anlatılanı uzaktan izlemez;
tanır.
Öykülerde sık sık bir aidiyet arayışı hissedilir.
Ama bu arayış yüksek sesle dile getirilmez.
Daha çok, insanların konuşurken söylediklerinden çok
söylemediklerinde ortaya çıkar.
“Gül mevsimi” ifadesi de tam bu yüzden önemlidir.
Bir güzelliği değil,