​"Bazı geceler uyumak için değil, hayal kurmak içindir. Koyarsın başını yastığa, dalıp gidersin hayaller diyarına. Sonra bir bakarsın sabah olmuş, güneş doğmuş; halbuki daha yeni başlamıştın hayal kurmaya. En güzel kısmına gelmemiştin bile... Hayallerin hep yarım kalmış ve yüreğinde o hiç yaşayamadığın hayatın özlemiyle, mecbur kaldığın hayatın içinde bulursun kendini. İşte o zaman uyumak istersin, bir daha hiç uyanmamak üzere."
Duygu ve Düşünce
Merhameti; hayvana merhamet, Gazzeli çocuğa merhamet, çocuk işçiye merhamet, Türke yahut Kürte, Arapa merhamet olarak ayırmak, sanki belirli şeylere merhamet toplumun yalnızca belirli bir kesimine aitmiş gibi sahiplenmek çok garip geliyor. Merhamet, merhamettir halbuki. Zâtı itibariyle kıymetli bir duygudur. Hayvana da merhamet, bomba altındaki çocuğa da merhamet, hakkını alamayan işçiye de merhametz Türke de merhamet, Arapa, vs. ye de merhamet... Belirli şeylere olan merhamet duygusunu; belirli bir camiaya hapsetmek, bunlar üzerinde kimlim gösterisi yapmak, o şeye duyulan merhameti bile ne derece sahici yapabilir ki ? Merhamet, evrenseldir. Salt kimlik inşası için satın alınamaz...
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bazen dünya itiyor insanı, göz devirip yüzüne bakmıyor. "Derdin ne ?" diye bile soramıyorsun, yoktan yere bir kahır biniyor insanın omuzlarına, indiremiyorsun. En güzel odalarda, en güzel yataklarda mutlu mesut uyuyor birileri, birileri en güzel düşleri görüyor uykularında bunu çok iyi biliyorsun ve sen dışarı çıkmaya gözün kesmiyor diye bodrumda penceresiz, en soğuk odada üstün açık uyuyorsun küfür gibi bir tavanı izleyerek. Göğsünde kırık bacağıyla sancıyan bir atla sızıyorsun ve ardından gözlerini en güzel odada açıyorsun ertesi gün. Bir bakıyorsun ruhunu bile pansuman etmiş mahir bir el ve aynaya bakmadan hissediyorsun güzel göründüğünü. "Neden bu ihsan ?" diye sormuyorsun, memnunsun çünkü, çünkü öyle olması gerektiğine inanıyorsun. Ucu görünmeyen ve her noktası başka nimetlerle dolu bir sofrada iştahın kesilmeden fakat şişmeden, saate bakışsız bir kahvaltı ediyorsun. Demlenmiş en güzel çayı içiyorsun, tohumu en güzel kahveyi. Dünya, bir sen varmışsın gibi kendini sunuyor sana, koynundan çıkmak istemiyorsun. Neden sonra bodruma inen merdivenlerden geçiyorsun, azap gibi bir kapı kesiyor yolunu. Yolun oraya düşmüyordu halbuki, kalbinin kusuru tutup götürüyor seni oraya. Bir müddet durup dinliyorsun o karanlığı, dün kapının ardındaki gölgeyi hatırlıyorsun..
Sensizliğe alıştığımı sanmışım.Halbuki daha da özlemişim seni.(ŜÇ)
Aşk
“Boğulmak suya düşmek anlamına gelmez, zira kimse bir balık için 'boğuldu' demez; halbuki balık havada boğulur. Demek ki boğulmanın asıl anlamı, sana ait olmayan bir yerde kapana kısılmaktır.”
1000Kitap
T A Ş Merhametsiz kalpleri sana benzetirler, Sana dilsiz, sana ruhsuz dediler. Hâlbuki senindir değirmendeki beste, Seninle ruhuna biçim verir heykeltıraş. Sana sürülür yüz, sana vurulur baş. Sen, milyonlarca yıl, milyonarca insanın taptığı taş… Sensin mehtabı süsleyen surlarla kemerlerle Çeşmeler kemerler senden yapılır. Senden yapılır Allah’a çıkan merdivenler Ve Namaz vakti Müslümanlara senden haykırılır. Allah sevmediği kullarını taş edermiş. Görmedim ama inanırım. Bir gün gelecek, gökten yağacaksın sanırım. Taşlardadır vefa, taşlarda ebediyet… Taştan başka tarihe ne bırakmış ki Medeniyet! İnsanoğlu taş olur, baş yarar Taşı üstüste kor yapar ve bir yandan yıkar Ve bir gün uzatılır boylu boyunca Musalla Taşına, Yine bir taş dikilir başına. İşte o taştır insanoğlundan bâkî... Üstünde bir tarih Bir Fatiha Ve bir de Huvel Bâkî…