Saltanata Giden Yolda Muaviye Bin Ebi Süfyan
7/10
·256 syf.·
2024 26. kitabı
Hz.Muaviye bin Ebi Süfyan ın saltanata giden yolunu kitaptan yola çıkarak özetlemeye çalıştım umarım istifade edilir. Hz.Muaviye, Mekke'nin fethiyle Müslüman olmuş ve İslam toplumunda önemli roller üstlenmiştir . Babası Ebu Süfyan'ın Kureyş'te ticaretten sorumlu kişi olması, Hz. Muaviye'nin genç yaşta siyasi ve ekonomik konularda bilgi sahibi olmasını sağlamıştır. Hz. Muaviye, okuma yazma bildiği ve Kureyş'te adeta bir prens gibi yetiştiği için çokça tecrübe elde etmiştir. Bu kabiliyetleri ve icraatleri sebebiyle Arap dünyasının dört dahisinden biri olarak kabul görmekteydi. Hz. Muaviye'nin de içinde bulunduğu Emevi ailesinin konumu, toplumun diğer kesimlerine göre çok daha yüksekti. Hz. Peygamber'in İslam'a davetini reddetmeleri ve hatta ona karşı savaşmaları, Ebu Süfyan'ın Kureyş'in lideri olması ve ticari kervanların hedef alınması gibi olaylar, Emevilerin İslam'a karşı olan tutumunu yansıtır. Ebu Süfyan'ın Uhud Savaşı'ndaki tutumu ve karısı Hind'in Hz. Hamza'nın ciğerlerini çiğnemesi, iki taraf arasında düşmanlığın alevlenmesinin nedenlerindendir. Mekke'nin fethi ile birlikte müşrikler, İslam ordusunun üstünlüğünü kabul etmek zorunda kaldı. Bu olaydan sonra aralarındaki rekabet kısmen azalmış olsa da bazı gerilimler devam etti. Hz. Muaviye'nin kişiliğini şu sözlerle anlayabiliriz: "Parasının iş gördüğü yerde konuşmaya, konuşmanın iş gördüğü yerde kırbaca, kırbacın iş gördüğü yerde kılıca gerek duymamıştır." Yani, elindeki imkanları doğru zamanda ve doğru yerde kullanmaya çalışmıştır. Hz. Muaviye, Hz. Ömer'in döneminde Şam valisi olmuştur. Fakat Hz. Ömer'in deniz seferleri hakkında endişeleri olduğu için bu seferleri gerçekleştirememiştir. Hz. Osman'ın hilafetinde Kıbrıs'ı fethetmiş ve deniz seferlerine başlamıştır. Hz. Osman'ın halifeliği süresince
Tarih
Saltanata Giden Yolda Muaviye Bin Ebi Süfyanİrfan Aycan · Ankara Okulu Yayınları · 201583 okunma
Bir Padişaha Geçiş: Tekil Önemi
Puan vermedi
Bir Padişaha Geçiş: Tekil Önemi            ༄ ༄ ༄ Osmanlı kurumunun Ortadoğu ve Balkan milletleri koruma ve yönetme serencamı altı yüzyıl sürdü. İhtiyaca binaen özgür ve güvenli toplum anlayışıyla ilk iki asrı kapsarken, Avrupa ve diğer coğrafyalarda daha fazla toprak ve vergi gayretiyle en geniş sınırlar 16. ve 17. yüzyıllara gelinmesiyle gelinen güç ve ihtişamı korumak ve kayıpları azar azar bir dengede tutarak var olma mücadelesini son iki yüzyılında verdi. Osmanlı hanedanı kurduğu teşkilat ile altı asırlık ömründe kurumsal yapısı birçok evrim geçirmişti. Çağın şartlarında devletin yönetimi ve varlığı hanedan üyeleriyle yakın ve etkili ilişki halindeydi. Mutlak monarşi yönetim usulünün sahibi olan padişah mevkiinin yeri ve görevi devletin tüm işleviyle yakınlık arz ederdi. Osmanlı devlet mekanizması içerisinde padişahların devleti yönetim yetenekleri ve kabiliyetleri yanında özel hayatları ve kişiliklerini yanında tahta çıkmaları ile indirilmeleri, ölümleri ve cülusları birbiriyle bağlantılı şahsi ve kurumsal durumlar silsilesidir. Türk ve İslâm kültürünün harmanlanmasıyla Karahan, Gazne, Selçuklu ve Abbasi devlet yönetimlerinin kurumsal geleneklerinden alınan miraslarla Osmanlı temsil ve çağın ihtiyaçlarıyla kendine has karakter oluşturdu. Osmanlı’nın temel ve öne çıkan karakteri olan ‘padişahlık’ makamı tarihselliğinde önemli işlev ve etkisi olmuştur. Osman ve Orhan Beylerle başlayan Osmanlıdaki padişahlık makamı kendi içinde dönemin etki ve ihtiyaçlarına binaen tahta çıkma, görev sürdürme ve görevin devredilmesi dönemlerine sahiptir. Padişahların karakter ve yetenekleriyle diğer yöneticilere ve tebaaya etkileri yadsınamaz. Padişahların şahsi ve devlet yönetimi sürecinde kararları, politikası olumlu bir hava getirmesi yanında ölümü, tahtan indirilmesi,
Tarih
Sarsılan SarayGilles Veinstein · Kronik Kitap · 202330 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Timur Han
Puan vermedi·256 syf.··
2023 30. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2023 16:23
Timur devrine geçmeden önce Timur'dan önceki durumdan bahsetmiş yazar. Ben de burada birazcık o karışık döneme maksat bilgi aktarımı olsun diye değinmek isterim. Cengiz Han'dan sonra devletin başına Ögedey geçiyor ve onun kardeşi Çağatay'a ise belli başlı yerler veriliyor. Çağatay müslümanlığa iyi bir niyetle bakan kişi değildir. Ona göre her şey Cengiz han yasalarıdır. Öyle ki nehire giren müslümanları öldürmekten bile çekinmemiştir yasalar uğruna. Buna rağmen çok gariptir ki kendisinin Müslüman bir veziri de vardır ve söz konusu kişi için de çok önemlidir bu vezir. Çağatay devleti, Çağatay'ın ölümünden sonra kuruluyor. Büyük kağan tarafından Yisü Möngke sülale reisi olarak tanınıyor. Bu sırada Altın Orda hükümdarı Batu Han gözünü doğuya doğru çeviriyor, çünkü büyük Kağan Ögedey'i halef seçmişti. Batu Han, kurultaya katılmıyor, daha da ileriye giderek Büyük Kağan'ın üzerine yürüyor şans ondan yana oluyor ve Kağan ölüyor. Ailenin en yaşlısı olması hasebiyle kurulu toplayıp Cengiz Han'nın torunu Möngke'yi büyük Kağan olarak seçiyor. Möngke öldükten sonra kardeşleri Kubilay ile Arık Büke taht kavgalarına girişiyorlar. Bu esnada Çagatay'ın torunu Algu, Arık Böke adına savaşıyor. Çağatay ailesinden gelen Kara Hülegü başa geçmiş ancak ölmüştür. Bu adamın eşi Ergene Hatun'da oğlu Mübarek Şah adına naiblik etmektedir. İşte Algu daha önceleri Çağatay hanedanı ile ilgili olmayan yerleri de alınca Ergene Hatun şikayet için Arık Büke'ye başvuruyor. Algu ile Ergene evleniyor. Algu Orta Asya'da bağımsız bir Moğol devleti'nin kurucu sayılır. O öldükten sonra Müslüman olan Mübarek Şah Çağatay Han'ı ilan edilsede daha sonra Moğolistan'a muzaffer olan Kubilay tarafından bir diğer Çağatay şehzadesi Barak tarafından taht elinden alınıyor. Daha sonra tahta onun oğlu Tuva geçecektir.
Tarih
Timurlularİsmail Aka · Kronik Kitap · 2019113 okunma
Tarihî Hesaplaşma
8/10
·324 syf.··
2023 4. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mart 2023 21:44
Yazar, Osmanlı tarihinin en tartışmalı ve hakkında muhtemelen en fazla yazı yazılan ve yorum yapılan padişahı II. Abdülhamid’in tahttan indirilişini müteakip Selanik’e sürgüne gönderilmesi ile Balkan devletlerince Selanik’in işgal tehlikesinin baş göstermesi üzerine Selanik’in tahliyesi kararı çerçevesinde Selanik’ten İstanbul’a dönüşüne kadar olan zaman dilimini konu olarak ele almıştır. II. Abdülhamid’in sürgün yılları, sürgün doktoru Atıf Hüseyin Bey’in kalemiyle anlatıma kavuşmuştur. II. Abdülhamid ve sürgündeki hanedan üyelerinin doktoru olan Atıf Hüseyin Bey, her günkü rutin sağlık ziyaretlerinde Padişah’ı konuşturmakta ve konuşulanlar doktorun eve dönmesini müteakip kâğıda dökülmektedir. Romana özelliği veren temel konu hesaplaşmadır. Adeta eserde otuz üç yılın hesabı tarih karşısında okuyuculara sunulmaktadır. Osmanlı’nın en kritik otuz üç yılının 320 sayfaya sığdırılması mümkün mü? Asla mümkün olmamakla birlikte temel suçlamalar ve II. Abdülhamid’in bunlara yanıtları kapsamında genel bir çerçeve çizilmektedir. Yazar esasında tarihimizde ideolojik yaklaşımların en fazla görüldüğü netameli bir alana el atarak cesur bir girişimde bulunmuştur. Efsanelerin, doğru ve yanlışların, ak ve karanın karıştığı, herkesin kendi açısından baktığı ve gerçekliği bir şekilde bilinçli veya bilinçsiz görmek istemediği tarihin bu tartışmalı alanına el atmak gerçekten büyük bir cesaret işidir. Gerçekliğe son derece susadığımız süreçte bir nebze de olsa tarihî hakikatlerin ortaya çıkmasını sağlamasıyla eserin önemli bir işlev gördüğünü söylemek mümkündür. “Bir karış toprak kaybedilmedi.” efsanesinden İmparatorluk’un satıldığı yaygarasına kadar gerçeklikten uzak ve her türlü suiistimalin olduğu bir alanda kalem oynatmak kolay olmasa gerek. Böyle durumlarda doğrucu Davut rolünü kimse
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202215,6bin okunma
Puan vermedi·86 syf.··
2013 36. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mart 2013 21:19
Yazar bu kitabında; Rus tarihine genel bakış, Rusya Federasyonunun ulusal güvenlik ve dış politika doktrini ve Rusya federasyonunun askeri doktrini konularını incelemiştir. Kitabın birinci bölümünde "Rus Tarihine Genel Bakış" ana başlığı altında: "Başlangıçtan Sovyetler Birliği'nin Dağılmasına Kadar Olan Dönem" ile "Sovyetler Birliğinin Dağılması : Halef, Rusya Federasyonu" konuları hakkında bilgiler verilmiştir. Kitabın ikinci bölümünde "Rusya Federasyonunun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Doktrini konusu, Rusya Federasyonu'nun Ulusal Güvenlik Doktrini ve Rusya Federasyonunun Dış Politika Doktrini" alt başlıkları altında incelenmiştir. Kitabın üçüncü bölümünde ise "Rusya Federasyonunun Askeri Doktrini" "1993 Askeri Doktrini" ve "Yürürlükteki Askeri Doktrin olmak üzere iki bölüm halinde incelenmiştir.
Rusya Federasyonu Askeri DoktriniOsman Metin Öztürk · ASAM Yayınları · 20012 okunma