Halenur Soğukpınar

Halenur Soğukpınar
@halenurss
Allah insanın alnına rızkını yazmış, gelir. Sen rızkını aradığın gibi rızkın da seni uzaktan arıyor, o seni bulacak. Sen dursan durduğun yerde gelip sana toslayacak. Sen "Onu arayacağım." diye harama sapıyorsun. O zaten sana doğru geliyor.
Çünkü tüm yeryüzü, Allah'ın mescididir Ama görüyorsun ki, şimdi öyle görünmüyor.
Ey Hacc'ın son durağı olan Mina'dan ayrılmakta olan Hacı! İbrahim'in davetine uyarak kişisel hayatının monotonluğundan ve kısır döngüsünden kurtulup, mevsiminde Mikat'a ulaştın. Vahyin sahibinin buyruğuyla üzerindeki dünya elbisesinden sıyrılıp ölümün beyaz elbisesine büründün. Üzerinde yaşadığın bencillik paçavrasından yola çıktın ve cihad edecek bir misafir olarak Allah'ın halısına ayak bastın... Hayatın tozlarından temizlenerek ve kendindeki paslardan arınarak "kendine", "özüne" ulaştın.
İbrahim'in gözünde İsmail'in yeri nasılsa, senin gözünde de bir İsmail vardır. Yükümlülükleri sırtlanırken, hakikat için çabalarken sana ket vuran, özgürlüğünü engelleyen, seni kendisiyle kalmaya çağıran, eğlendiren her şeydir. İsmail'ini koruyasın diye İblis'le aynı senaryoda çalışan; Hakk'ın bildirisine kulak tıkatan, anlayışını körelten, kalbini çirkinleştiren her şeydir. İmanın fermanına karşı isyan etmen ve ağır mesuliyetler yüklenmekten kaçınman için sana ustaca tefsirler empoze eden her şey. İsmail'ini koruyasın diye seni koruyan ve kollayan her şey, herkes...!
İlginç! Meş'ar'ul Haram'da vakfe geceleyin olur! Arafat'taki vakfe ise gündüzdür. Niye? Arafat "bilgilenme" sürecidir. Bilgi, aynî (objektif) bir ilişkidir. Zihnin, dış gerçeklikle olan ilişkisi... (zat'ın dışındaki dünya). Göz, aydınlık ister. Buna karşın şuur, "özbilinç"tir, "kavrama" gücüdür ve bu, zatın kendi içinde, zihnî (subjektif) bir konudur. Orada "hissetme" aşamasıyla, aynî (objektif) bir gözlem olan "nazar" -gözle bakış- vardır. Burada ise, "düşünme" aşamasıyla, zihnî bir şühûd olan "basiret" vardır. (Basar-basiret, hakikati görmek manasında)