Aklın doğru, kalbin fesat olduğu hâllerde hem akıl hem kalp zarar görür ve ikisi de yoldan çıkar. Kalbin temiz, aklın yanlış yollarda olduğu durumlarda da insanın istikâmetini kaybetmesi işten bile değildir. İslâm düşünce geleneğinin akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim kavramlarını bir bütün olarak görmesinin sebebi de budur.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Onlar Kur'ânı tefekkür etmiyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi var" diyen Cenâb-ı Hak bize kalplerimizle düşünmenin yollarını gösterir. İlâhî kelâmı tefekkür ve teemmül etmenin yolu kalpten geçer. Kalbe dokunmayan akıl, kendisine yabancılaşmış ve hakikatten uzaklaşmıştır.
Akıl, düşünmenin önemli bir aracıdır ama tek zemini değildir. Varlığın hâllerini ve evrendeki yerimizi kavrama çabası olarak tefekkür, aklın yanı sıra hislerin, muhayyilenin, sezginin ve kalbin devreye girmesiyle mümkün ve anlamlı hâle gelir.
"Benim ötemde bir gerçeklik yok, sınırları da ben çizerim diyen bir akıl önce kendine, sonra varlığa ihanet etmiş olur. Aklın en büyük düşmanı, kendi ürettiği irrasyonel canavarlardır."
Varlık âlemi, belli bir amacı ve mânâsı olan içinde hiçbir şeyin boş yere yaratılmadığı, sırlarla ve işaretlerle donatılmış bir aklî ve ruhî canlıdır. Bunu bulmak, keşfetmek ve anlamak, insanoğlunun düşünce ve eylem tarzının temelini oluşturur.