İşte bunlardan birisi vardı ki, o zamana kadar yaratılmış olan hiçbir ırka, hiçbir soya benzemiyordu. Tanrı, bu ırka o vakte kadar meydana getirdiği hiçbir soyda olmayan meziyetler ve hünerler bağışladı. Bu ırk dünyanın en savaşçı, en zeki, en dürüst, en güzel ahlaklı milletiydi. Bulunduğu coğrafyada ona korkuyla karışık bir saygı hissi vardı. Bu ırk zayıfların ve haklıların koruyucusu, zalimlerin ve haksızların düşmanıydı.
Her kavim kendini diğerlerinden ayırmak için adlar almaya başladığında, bu ırkın önünde tıpkı kendisi gibi çok cesur, yiğit ve akıllı bir şahıs vardı. Herkes onun sözünü dinler, yap dediğini yapar, yapma dediğini yapmazdı. Bu kişinin adı Türk'tü. Türk "güç, kuvvet, erdem" demekti. Onun soyundan gelen insanlar da bu özelliklerinden dolayı o öldükten sonra, adını kullanmayı uygun buldular.