mezara indi, elleriyle kız kardeşini Mem’in yanına koydu:
“Al Mem! Hayatta iken senden alıkoyduğum sevgilini, dünyada sana yaptığım haksızlık, gönlüne karşı işlediğim cinayet için beni bağışla, hakkını helal et. Kader beni istediğinden daha fazlasıyla cezalandırdı. Beni öyle bir pişmanlık ateşiyle cezalandırdı ki yaşadığım sürece bunun acısını çekeceğim.”
“Allah’a yemin ederim ki Zin’i Mem’e vermeye ve yakın bir zamanda düğünlerini yapmaya niyetli idim. Fakat atalarımın onuruna yemin ediyorum ki, bu uğurda kanın sel gibi akması pahasına dahi olsa bu iş olmayacaktır. Kafasını taşımaktan bıkmış olan kimse gelsin böyle bi talepte bulunsun ya da aracı olsun veya nüfuzunu kullansın.”
“Dostum, sevgili kardeşim! Şu an kendisiyle konuştuğun, tanıdığın eski Mem değildir. O, artık başka bir insandır. Artık güç, kuvvet ve azim olarak nitelendirdiğin şeylerden bahsetme bana. Allah’a yemin olsun ki, bunların tümünü yitirmiş bulunmaktayım. Şu an gördüğün karartı, acının her noktasında yuvalandığı hareketsiz bir vücut ve içinde ateşin alevlendiği, derdi anlaşılmaz bir kalpten başka bir şey değildir. Güç, sabır, metanet ve dinlenmenin hiçbir organımla herhangi bir ilgisi kalmamıştır. Eğer beni mazur görmeye niyetli değilsen, en azından beni kaderimle yalnız bırak.”