Aslında isi hem çok basit hem de çok zordu. Yaptığı şey sade-
ce örgütlenme ihtiyacı duyan kimseleri bölgeler halinde bir ara-ya getirmekti. Yani halk görüyor ki bu işin içinde İttihatçılar da var, şeyhler de. Mustafa Kemal hepsini asgari bir müşterekte ikna edip topluyor. Bazıları başarı sağlanamayacağını, itaat etmek ge-rektiğini, İngilizlere dayanarak bir şeyler koparmanın mümkün olduğunu ve bu işgalin nasılsa sona ereceğini söylüyordu. Diğer-leri ise bunun sona ermeyeceğini, biraz daha beklenirse milletin Ermeniler tarafından katledileceğini ve toprakların da Rumla-ra verileceğini söylüyor. Unutmamak lazım ki imparatorluğun içinde 1915 Tehciri'nin intikamını almak için bekleyen, teşki-latlanmış bir Ermeni topluluğu vardı. Bilhassa Kâzım Karabekir bu konuya değiniyor. Aynı zamanda Batı'da da ilk başta fazla önemsenmese bile, Yunanlıların ilerlemesinden rahatsız olanlar var. Çünkü Yunanlılar ne kanun ne de nizam bilen, Balkanların küçük olsa da çok büyük özlemleri olan bir milletidir. Bir yere girdikleri zaman, İngiliz, Fransız hatta Rus ordusu gibi davran-mayı bilmezlerdi. Maalesef ordu disiplini sağlayamaz; yağma, ırza geçme, öldürme gibi olaylar olur. Yani bir kanun tahtında işgali yönetme alışkanlıkları oluşmamıştır. Mesela İzmir'de Veni-zelos'un vali olarak tayin ettiği bir işgal bölgesi komiseri vardır: Aristidis Stirgiadis. İslâm hukuku bilecek kadar kültürlü, bilgili ve güçlü bu adam, daha önce Yanya'da valilik yapıp başarılı ol-muş biri. Ondan en çok şikâyet eden, şehrin Yunan tacirleri ve burjuvalarıdır. Her şeyin kendilerine verilmesini isteyen bu ileri gelenler adama az çektirmemiş.