Halil Aydın

Halil Aydın
@halilokur04
Economics, 3/4
5 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
Atatürk Musul, Haleb, Akdeniz adalarını neden alamadı?
Hiç alakası yok; bunlar tarih bilmeyenlerin sözleri. Musul’u nasıl alacaksınız? Elinizde değil ki, nasıl gireceksiniz? O günün şartlarını düşün. Memleketi zor kurtardık, Halep’i nasıl alacaksınız? Rumeli konusu da var. Herhalde Atatürk’ün ve Cumhuriyet’i kuranların çok istediği bir şeydi bu. Çünkü bunların büyük çoğunluğu Rumeli çocuğudur. Batı Trakya’yı, bugünkü Selanik’i nasıl da isterlerdi. Neden istemesinler? Ama nasıl yapacaklardı? 1922 Mudanya Mütarekesi günündeki şartları düşününüz; Boğazları bile tam olarak elde tutamıyoruz. Sonra, adaların bir kısmı İtalya’daydı. Unutmayın, İtalya savaşın galibiydi. Adaları Yunanistan’dan niye almadık? Çünkü alamazdık. Hangi donanmayla yapabilirdik? Ama o günün şartlarında bu düşünülemezdi. Maalesef askerî harekâtın şartlarını bilmeyenler hep böyle derler: “İkinci Cihan Harbi sırasında Almanlar bize On İki Adalar’ı bırakıyorlarmış, almamışız.” Bıraktıkları doğru, bizim de almadığımız doğru. Alsak ne olacaktı? Kaç gün kalacaktı elde? Almanların müttefiki durumuna gelir, faşist bir hükümet damgası yerdik. O günlerde bizi faşizmden kim kurtaracaktı?
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Birinci Meclis 9 Nisan 1923'te kendini neden feshetti?
Dönemi bitmiş farz ediliyor. Arada ne oldu? 1 Kasım 1922'de TBMM, saltanatı ilga etti ve son padişah Vahdeddin'e şunu tebliğ etti: *"Bundan sonra erşed ve eslah, ilmen ve ahlaken en öne gelen hanedandan üyesi halife seçilecek ama bu halife, Türkiye Devleti'ne istinat edecek."* Yani hanedandan biri halife olarak seçilmiş ancak icra yetkileri elindedir. Saltanat kaldırıldıktan sonra Vahdeddin, İstanbul’da hanedanın en akıllı ve bilgili üyesi olarak Bernard Lewis tarafından değerlendirildi. Son padişah, hazineden hiçbir şey almadan—Avrupa bankalarında da parası yoktu—İngilizlerin *Malaya* zırhlısıyla Avrupa'ya sığınmak zorunda kaldı ve birkaç yıl içinde vefat etti. O dönemde onun kuzeni ve aynı zamanda dünürü olan Sultan Abdülaziz’in oğlu Abdülmecid Efendi, TBMM hükümetine ve Anadolu Hareketi’ne sempati duyan bir üye olarak halife seçildi. Ancak, son halife bu konumunu koruyamadı. Anadolu ile olan ilişkilerinde hassas dengeleri iyi yönetemedi ve Mart 1924’te Hilafet tamamen kaldırılarak hanedan üyeleri yurtdışına gönderildi.
Alıntı
Mustafa Kemal'de Rousseau’cu ve Durkheim’cı bir görüş vardı. Bu, bütün Avrupa’da da yaygındı. Bugün bile öyledir; tarih safha safha ilerler, cumhuriyet nihai safhadır. Beşeriyetin ilerleme safhalarına göre nihai nokta odur. Mustafa Kemal de buna inanırdı. Fakat bu soruyu yanıtlamak çok zor, çünkü onların zihninde cumhuriyet fikrinin belirdiğini düşünmek de çok zor. Mesela, bu konuda en sadık dost İsmet Paşa diyelim. İsmet Paşa, meşrutiyetten ötesini niye düşünsün ki? Ama öyle bir yapı var ki biri Cumhuriyet fikrini getirdiği zaman buna uyum sağlanıyor. Çok ilginçtir; bir kanun ve düzenlemeye taraf olmayabilir ama yapılınca artık karşı değil ve sıkıca izler. İsmet İnönü ileriki dönemde de öyledir. Mesela, Harf Devrimi’ne muhaliftir ama yapılınca katiyetle tatbik eder. Kanun devreye girdikten sonra Arap harfleriyle hiçbir not tutmamıştır. Sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın. Fevzi Paşa neden cumhuriyetçi olsun ki? Ama cumhuriyetçidir, çünkü devletin bekası ve şartların getirdiği noktaya itaat eder.
Alıntı
Mustafa Kemal'i başarıya götüren sihir nedir?
Aslında isi hem çok basit hem de çok zordu. Yaptığı şey sade- ce örgütlenme ihtiyacı duyan kimseleri bölgeler halinde bir ara-ya getirmekti. Yani halk görüyor ki bu işin içinde İttihatçılar da var, şeyhler de. Mustafa Kemal hepsini asgari bir müşterekte ikna edip topluyor. Bazıları başarı sağlanamayacağını, itaat etmek ge-rektiğini, İngilizlere dayanarak bir şeyler koparmanın mümkün olduğunu ve bu işgalin nasılsa sona ereceğini söylüyordu. Diğer-leri ise bunun sona ermeyeceğini, biraz daha beklenirse milletin Ermeniler tarafından katledileceğini ve toprakların da Rumla-ra verileceğini söylüyor. Unutmamak lazım ki imparatorluğun içinde 1915 Tehciri'nin intikamını almak için bekleyen, teşki-latlanmış bir Ermeni topluluğu vardı. Bilhassa Kâzım Karabekir bu konuya değiniyor. Aynı zamanda Batı'da da ilk başta fazla önemsenmese bile, Yunanlıların ilerlemesinden rahatsız olanlar var. Çünkü Yunanlılar ne kanun ne de nizam bilen, Balkanların küçük olsa da çok büyük özlemleri olan bir milletidir. Bir yere girdikleri zaman, İngiliz, Fransız hatta Rus ordusu gibi davran-mayı bilmezlerdi. Maalesef ordu disiplini sağlayamaz; yağma, ırza geçme, öldürme gibi olaylar olur. Yani bir kanun tahtında işgali yönetme alışkanlıkları oluşmamıştır. Mesela İzmir'de Veni-zelos'un vali olarak tayin ettiği bir işgal bölgesi komiseri vardır: Aristidis Stirgiadis. İslâm hukuku bilecek kadar kültürlü, bilgili ve güçlü bu adam, daha önce Yanya'da valilik yapıp başarılı ol-muş biri. Ondan en çok şikâyet eden, şehrin Yunan tacirleri ve burjuvalarıdır. Her şeyin kendilerine verilmesini isteyen bu ileri gelenler adama az çektirmemiş.
Tarih
Başlıksız
"Vertrauen ist gut. Kontrolle ist besser." Güven iyidir, Kontrol daha iyidir.