Hazır ola geçtiğini ancak Halil Paşa onu Mustafa Kemal Paşa'ya takdim ederken fark eder.
"Bu da Binbaşı Ahmet Muhtar. Kendisi bize İstanbul'dan beri hem muhafızlık hem de yol arkadaşlığı yaptı Paşam."
Hoş geldin Ahmet Muhtar. Nasılsın? Öfken biraz dindi mi? Kafanı toparladın mı?
Ahmet Muhtar, eli Paşa'nın elinde kalakalır. Nereden bilmektedir koskoca Mustafa Kemal Paşa onun öfkesini, kafa karışıklığını? Şaşkınlığı her hâlinden okunan Ahmet Muhtar'ın cevap vermesine gerek kalmaz. Bu sefer karşısında gülümseyen bir değil, iki paşa vardır.
- Ne şaşırdın çocuk? Her elini kolunu sallayan gelebilir miydi buralara? Hakkında tahkikat yapmadan mı emanet ettik kıymetli Paşamızı sana?
Öfkesi dinmiş, kafasını toparlamıştır Ahmet Muhtar. Çünkü yol iyi bir öğretmendir. O da çok şey öğrenmiştir bu üç haftada. Ama o ana kadar bildikleri, öğreneceklerinin yanında hiçtir.
'Hiç' olmayı öğrenme vaktidir.
"Kin cehennemden çıkma bir huydur.
Kalbinde kin varsa sen de cehennemin bir cüzü olursun. Nereye gidersen, cehennemi de beraberinde götürürsün."
-MEVLANA CELALEDDİN RUMİ
"Bak mesela Karamürsel'de yediğimiz şeftali iri, suluydu. Çünkü o tarafta su boldu. Şimdi Eskişehir, sonra da Ankara bozkırı gelecek. Su yok, her yer kuru. Meyveleri de."
Susuz, sert ama tatlı şeftaliden bir dilim keserek ağzına atar Halil Paşa.
"Ama yediğinde beklemediğin kadar lezzetli. İnsan da meyve gibi. Ancak tabiatın verdiği kadar olgunlaşıp büyüyebilirsin bu topraklarda. Tabiat vermezse kurur, güdük, yoksul kalırsın. Ama lezzeti tohumundan gelir meyvenin. Tohumu, aşısı iyiyse ne olursa olsun lezzeti bozulmaz. Mayası iyi olan insanı hiçbir felaketin bozamayacağı gibi."