Muhsin Başkan, vefatından iki ya da üç ay önce girişteki köşe koltuklarını göstererek "Otur da biraz konuşalım Gül." demişti. Oturmuştum. "Bak, sana bir şey söyleyeceğim! İnsanların abdestine, namazına, sakalına, şalvarına, başörtüsüne, orucuna, haccına aldanma! Bunlar kişinin Allah'a karşı kendi borçlarıdır. İnsanda aranması gereken hususlar; vatanına, milletine duyduğu sadakat ve bunlara hizmettir. Emanete sahip çıkma ve adalet tutkusu sizin yaşam ilkeniz olsun." demişti.
Doğru değil miydi? Kulun hakkını ye, sonra da Allah'tan af dile! Allah affeder miydi? Kendisi bu mantığı çok önceleri çözmüş ve bu konuda bizleri de uyarmıştı.
Onlar Allah'tan korkmayı unuttu, Allah'ta onların başına 'zalimlerden korkmayı' musallat etti.
Mesela ben bu zalimin adına Amerika diyeyim, siz İsrail diyin! Ya da eli sopalı bir işkenceci...
Hiç fark etmiyor, zalim, her halükarda insanlığın ortak değerlerini hâk ve yeksan eden gözü dönmüş hayduda verilen isim değil midir?!.
Evet!
Bu, Allah'ın koymuş olduğu kanunların değişmez bir hakikatidir!
Korkmak, sadece ve sadece Allah'ın azametine yönelik olduğunda olumlu bir keyfiyete sahiptir!..
Aksi taktirde bunun insana geri dönüşü, mutlak surette zillet ve meskenettir!..
Bugün, inanan insanlar mezkûr tedhiş odakları(ABD,İsrail, vs) karşısında tam bir çaresizlik yaşıyorsa ve bu zulüm şebekelerinin en ucuz tehditleri karşısında bile bacakları tir tir titriyorsa, bu, katiyen onların sahip olduğu kudret ve kuvvetten ötürü değildir!
Olup bitenin yegane sebebi, inanan insanların Allah korkusundan uzaklaşıp maddi güçlere zebun olmasından mütevellittir!
Oysa mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan Allah, nice Firavun'ları, Karun'ları Haman'ları, Nemrut'ları ve daha birçok ilahlık taslayanları defalarca yerin dibine sokmuştu.