— Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi.
Amour is a tricky thing. Sometimes it feels like an undeniable force that hits between the eyes and doesn't let up. Other times, it's malleable, questionable. It's truth hidden in and amongst external obstacles and internal circumstances that've formed who you are, what you expect in the world and how you can accept love. To say the least, it's complicated. And if a mind's abuzz with pressure and deadlines and "What if this and that". I imagine love's truth would be a near-impossible thing to feel. I wonder if when all's quiet in your mind, we'll find out our answers.
Halley
Atlayacak en yüksek uçurumu bulmakta ısrar ettik. Ama biraz soluk almaya gerçekten ihtiyacımız var. Bilgiye gerçekten ihtiyacımız var... Kitaplar aptal, salak olduğumuzu bizlere hatırlatmak için var... Kendini kurtar, bozulursan da en azından kıyıya doğru gittiğini bilerek ölürsün.