Hasan köşeye büzüldü; bir şeyler soran olsa da susuyordu, yanakları pençe pençe, al al olarak susuyordu. Portakal bahçelerine dalmış, göğsünde bir katılık, gırtlağında lokmasını yutamamış gibi bir sert düğüm, daima susuyordu.
Her iyi şair gibi onun şiiri de biraz saklı suydu. Çıplak yaralar gibiydi havanın bile acıttığı. Bir şey sorulmamalıydı şiir hakkında. Alıngan ve onurluydu şiir saklanmalıydı biraz. "İstemez görsünler saklı su" mısrasında saklıydı bu sır. Fakat yine de tamamen kapatmak olmazdı kapıları. Bir konuşmasında beden dili gibi bir şiir dilinden söz ediyordu manayı deşifre eden: "Şiirde manaya varmak, belki gizli ama mutlak mevcut ipuçlarını bulmaya bakar. Şair manadan ne kadar kaçarsa kaçsın veya ne kadar kendine saklamak isterse istesin, zaman zaman, kendisine o şiiri yazdıran sebepleri, şiirin yakınlı uzaklı kelimelerinde, belki kendi de farkında olmadan ele verecektir."