Evlerin hafızaları olduğu söylenir. Artık doğup büyüdüğümüz sokağa gittiğimizde o yaşadığımız evi bulamıyoruz ancak o ev, zihnimizin hatıra defterine safranla yazılmış gibidir; silinmez ve unutulmaz.
Günümüz kent hayatının en çok dikkat çekilen ve artık sıradanlaşmış fenomenlerinden biri, her biri gözlerini ayırmadıkları ekranlarına dalmış görünen atomlaşmış bireylerin oluşturduğu kalabalıklardır. Her toplanma mekânında fena halde aşina hale geldiğimiz bu sahneler, kamusal alanın çöküşünü hızlandırır ve neoliberalizmin talep ettiği topluluk reddini ritüel gibi gözler önüne sererler. Karşılaşmanın, "başkalarıyla beraber olma"nın vazgeçilmezliğine dayalı bir yaşam-dünyasının kaybedilmesinin habercisidirler.