Elektro-ışımanın her yerdeliği, fiziksel dünyanın renklerini yakından veya uzunca bir süre görme yeteneğimizi, hatta motivasyonumuzu sakatladı. Dijital ekranların göz kamaştırıcı parıltısına alışmak, renk algımızı canlı ortamların hafif ışıltısı karşısında kayıtsız ve duyarsız hale getirdi.
İnternet kompleksi genişleyip toplandıkça hayatımızın gittikçe daha çok yönü dijital ağların protokollerine dahil ediliyor. İşin felaket yanı, dostluk, sevgi, topluluk, şefkat, arzunun görkemi ve kuşkularla acıların paylaşımı ile çevrimiçi işlemler arasında onulmaz bir bağdaşmazlık olması. Bunların çoğu çevrimiçine girdiklerinde yok oluyor veya tekillik ve tarife sığmazlıklarından arındırılıp boşluk ve sığlıkla doldurulan soluk simülasyonlar haline getiriliyorlar. İnternette sevinç de yok keder de, güzellik de yok coşku da. Şiirler bulunabiliyor ama şiir yok. İnsan potansiyelinin zenginlik ve sınırsızlığını böyle gaddarca dijital sistemlerin ıssızlık ve tekdüzeliği içerisine kapatmanın yol açtığı bütün sonuçları nasıl ölçüye vurabiliriz ki? Bu uyuşmazlık bütün delilik ve şiddetiyle her yerde bariz biçimde ortada ama hayatlarımızın çevrimiçi yaşanmasının, umutlarımızla yaratıcı enerjilerimizin burada iflah olmaz biçimde dağılıp gitmesinin kaçınılmaz olduğu yolundaki aldatıcı inanç bu delilikle şiddetin üzerini örtüyor.
İnterneti eşitlikçi, yatay bir ‘kamusal alanlar’ ortamı olarak gören açıklamalarda, her türlü sınıf bahsi ve sınıf mücadelesi savunusu silinip gitmiştir; halbuki bu tarihsel uğrakta sınıfsal antagonizmalar her zamanki kadar keskin olmayı sürdürmektedir. Aslına bakılırsa, internet kompleksinin kapitalizm veya savaş karşıtı bir gündem oluşturmak için kullanılıp da ufacık bir başarı bile kazandığı görülmemiştir. Bu kompleks, güçsüz bırakılmış herkesi ayrı ayrı kimlikler, hizipler ve çıkarlardan meydana gelen bir kafeterya içinde dağıtır ve gerici grup oluşumlarını güçlendirme konusunda bilhassa etkilidir. Ürettiği yalıtılmışlık tikelcilikler, ırkçılıklar ve yeni-faşizmler doğuran bir kuluçka makinesi olur çıkar.